Vicdani Ret Onursuzlaştırmaya Resttir-1
Dizi Yazı / 22 Kasım 2010 Pazartesi Saat 08:04
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'de ordu, sıradan askeri bir güç değildir. Ordu, toplumu militarize eden ideolojik bir araç olarak, toplumu teslim alan bir stratejik silahtır.

İnsanın kendi vicdanını dinlemesi ve ona göre yaşaması bir duruştur. İnsan olmanın duruşudur. 

Vicdan: “Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlâk değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç” olarak tanımlanıyor. Vicdani ret ise vicdanen kabul etmediğine karşı durmanın bu bağlamda kendisine karşı duyarlı olmanın ilkesel tavrı oluyor. 

Biz vicdani ret eylemini birçok olguda görüyoruz. Ancak en yaygın olarak bugün karşımıza çıkan insan öldürme aracına dönüştürülen askerliğe karşı gösterilen rettir. Daha doğrusu insan öldürmeye karşı gösterilen rettir. Belki de militarizm karşı ret demek daha yerindedir.
Militarizm ise insanlığın başına getirilen en köklü ve derin belalardan bir tanesidir. Bugün dünya da belki de insanlığın en büyük emeklerle yarattığı değerler militarizme akıtılıyor. Dünyada milyonlarca insan aç bırakılarak adeta katledilirken, milyarlarca dolarlık harcamalar silahlara yapılmaktadır. Tüm insanlığı rahatlıkla besleyecek ve doyuracak paralar silahlara akıtılmaktadır. İnsan emeği sömürülerek militarist yapılar daha da güçlendiriliyor. Askeri sanayi, insan emeği sömürülerek palazlandırılıyor. Özcesi insanlığın sömürülmesiyle dünya da insanı katleden ordular donatılıyor. Katletmenin en büyük araçlarıyla donatılan ordular halkların başında her zaman Demokles kılıcı olarak kalması için her şey yapılıyor. Özcesi insan emeği, insanların yaşaması için değil insanların katledilmesi için harcanıyor ve korkunç bir militarizm geliştiriliyor. 

Bunun için militarizmi hiç şüphe yoktur ki genelde ne anlam ifade ettiğini ele almak yerinde olacaktır. Ancak biz Türkiye’de yapılmak istenilen ve yapılan militarizmi öncelikli olarak ele alalım.
Türkiye'de ordu, sıradan askeri bir güç değildir. Ordu, toplumu militarize eden ideolojik bir araç olarak, toplumu teslim alan bir stratejik silahtır. Askeri disiplin dedikleri olay insanın bedeni üzerinde denetim ve kontrol oluşturur. İnsanın tüm duygularına hükmeden, adeta rüyalarına bile bir hâkimiyeti geliştirilmesini hedefler. Öyle ki boyun eğdirerek insanın iradesini kırar, hiçleştirir, iğdişleştirmeyi hedefler. Bir kere insana boyun eğdirilmiş, iradesiz hale getirilmiş ise artık orada o insanı istediğiniz gibi kendi sisteminizin bir parçası haline getirmek zor olmamaktadır. Nitekim Türk devlet sistemi ordusuyla bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Ve kapsamlı bir insani soykırım uyguluyor. İradeleri fethedilmiş insanları, kendi kirli politik emellerine hizmet ettirtmek zor değildir. 

Askere alırken öncelikle saçları kazıtma, tek tip elbise giydirtme, toplu banyolar, toplu yatma yerleri, toplu sporlar, toplu yürüyüşler derken herkese aynı şeyi yaptırarak birey birey olmaktan çıkartılıyor. Birey kimliği farklı hiçleştirme yöntemleriyle bitirildikten sonra bunun yerinin doldurulması, kendi faşizan ideolojik hedeflerinin pompalanması zor değildir 

Bir insanın saçını kazıtmayı sıradan ele almamak gerekir. Size ait olan bir parçanızın zoraki alınması sizden kırılmalar yaratır. Hele hele bir de süreçle askeri disiplin adı altında oldukça anlamsız, boş kaide ve kuralların dayatılması aslında bir hedefi gütmektedir. Derler ki askeri mantığın başladığı yerde sivil mantık biter ya da tersi... Yani askeri mantık akıl almayan mantıktır. Sizi hizaya getirmek, kişiliğinizden çıkartmak için örneğin önce boş boş bir çukur kazmanız istenir, bunu yaptıktan sonra da bu kez çukuru doldurmanız istenir. İşte askeri mantık budur. Ya da Türkiye’de o bilinen Kıbrıs harekâtında çalışmayan tankın cezalandırılması gibi… Hâlbuki önce tuhaf karşılayacaksınız, sonra belki itiraz edeceksiniz ve belki de daha sonra karşı çıkacaksınız. Ancak size bu kadar aptal şeyler dayatılacak ki eninde sonunda siz de buna alışacaksınız. Bir kere alıştınız mı ya da alıştırılmışsanız, artık siz o çarkın birer dişlisi olmuşsunuzdur. Bunu artık askerlik yaptığınız sürece her gün her gün yaparak sizde kişilik diye bir şey bırakmayacaklardır. Sonuç olarak kendisine karşı gelemeyen, vicdanına uzaklaşan, onuru iki para edilmiş bir kişilik… Ve ortaya çıkan kişilik ise artık milliyetçiliğin politik hedefleri için kullanılan bayat bir köledir. Tabii yukarıda söylenenlerin beterinden daha fazlası her askere gidene yapılmaktadır. Öyle ki askere gidip gelen yıllarca ona atılan tokattan, ona edilen küfüre kadar hep anlatır. Yukarıda anlatılan özünde yaratılan bir militarist kültürdür.
Militarizme ilişkin biraz daha açalım. “Ordu kavramının Fransızca karşılığı olan militaire etimolojik olarak Latince ‘askerlik ve savaşa dair’ anlamına gelen militaris’e dayanmaktadır. Dolayısıyla, militarizm kavramını Türkçeye orduculuk veya askercilik olarak çevirmek mümkündür.“
Militarizmin en genel tanımlarından birini Avrupa tarihçisi Michael Howard yapmıştır: “askeri alt kültüre ait değerlerin toplumun egemen değerleri olarak algılanması.” Militarizm, askeri değer ve pratiklerin yüceltilmesi ve sivil alanı şekillendirmesi olarak tanımlanabilir. Militarizm, öznesi/özneleri belli olmayan, sivillerin aktif katılımı ve rızasını içeren süreçlerle yaygınlaşır. 

“Türkiye'de ordu, hem milliyetçi ideoloji sayesinde ülkeyi yönetiyor ve ezilenleri denetim altına tutuyor, hem de diğer rakip güçlere karşı askeri bakımdan güçlü bir ulus-devletin gerekli olduğu ideolojisini topluma yayıyor. 'İç ve dış düşman' söylemi hem milliyetçiliği hem de militarizmi besliyor. Milliyetçilik, dünya emekçilerini bölerek onları güçsüzleştirir; hem dünyayı çeşitli halklara böler, hem de bu halkları birbirine karşı militarize eder. Militarizm, milliyetçi ideolojiye dayanarak kendini meşrulaştırır. Dolayısıyla, militarizme karşı mücadele, milliyetçiliğe karşı mücadeleyi şart koşar. Bu iki mücadele iç içe geçmiştir.” 

Yukarıda dile gelen militarizme, milliyetçiliğe ve bireyin kişilik parçalanmasına karşı insanların ya da bireylerin söyleyecek birkaç sözü olmalıdır. İşte dünyanın birçok yerinde bu sistemin bir çarkı olmak istemeyen bireyler, bu sistemin militarist, milliyetçi, hiçleştiren, kişiliksizleştiren, iğdişleştiren, kimliksizleştiren, bitiren, tek tipleştiren askerliğine karşı çıkmışlardır. 

Örneğin birinci dünya savaşında binlerce genç askere gitmemiş ve savaşa katılmamışlardır. Belki büyük bir kısmı aforoz edilmişlerdir. Ancak bu gençler temiz kalarak başka insanların ve halkların kanına girmemişlerdir. Özcesi vicdanlarını dinleyerek savaşmayı ret etmişlerdir. Zamanla bu vicdanen savaşı ret etme olayı daha da gelişmiş ve toplumsal bir realite haline gelmiştir. 

Vicdani ret; dünyada 1970’lerden itibaren yasalara bir insan hakkı olarak yerleşmiştir. Zorunlu askeri hizmet karşılığında sivil hizmet yapmak şeklinde bir çalışmayı örneğin Almanya devleti yıllardır uygulaya gelmektedir. Ve bugün dünyanın birçok ülkesinde bu hak kabul görmüştür. Hiçbir yasa, insan öldürme eylemi olan askerliğe, bir bireyi zorlayamaz. Nitekim bundandır ki dünya da giderek bu vicdani ret daha da gelişmektedir. Emperyalist devletler bu durumu dengelemek için ordularını paralı askerliğe çevirmektedirler ya da birçoğu çevirmiştir.
Bu durum yani vicdani ret olayı Türkiye’de daha geç başlamıştır. İlk örnek 1990 yıllarında görülmüştür. Osman Murat Ülke ismindeki genç askeri “birliğine” gitmesi için ona verilen belgeyi yani silüsü alenen basının karşısında yakarak orduya gitmeyeceğini ve insan öldürmeyeceğini dile getirerek aslında ilk vicdani reddini açıklayan kişi olmuştur. Arkasında aynı gencin zindana atılması ile buna karşı gelişen direnç esasta vicdani ret mücadelesinin gelişmesinin yolunu açmıştır. 

Şunu açıkça söyleyelim: vicdani ret onursuzlaştırmaya karşı çekilen resttir, rettir.
Hiçbir genç ama hiçbir genç kendi vicdani kanaatinin dışında hiçbir şeye zorlanamaz. Ve hiçbir genç bu zorlamaya izin de vermemelidir. Kaldı ki bir insan olarak da başkalarının çıkarlarını savunmak için insan öldürmeye kalkışmamalıdır. Başkasının maşası olmamalıdır. Halklara düşmanlık etmemelidir. 

Ruh sağlığı açısından da kendi iradesi dışında, kendi gönlü rızası dışında yani vicdanın dışında bir eyleme girişirse bu insanda yıllara yayılacak bir pişmanlık duygusu yarattır ki, bundan kurtulmak oldukça zordur. Söylemek istediğimiz şudur: toplumsal olarak, halklara karşı işlenen suçlarında ötesinde, bir kere kendisine karşı çıkan bir birey yıllarca hasta kalacaktır. Bunun için vicdanen doğru görülmeyene izin vermemek gerekir. Gerekirse bu zoraki dayatmaya karşı topyekûn karşı durmasını bilmek gerekir. Bugün çokça dile getirilen sivil itaatsizlikte esasen de budur. 

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.