Kuzey Kafkasya Savaşı Yeniden Başlıyor
Araştırmalar / 17 Kasım 2009 Salı Saat 13:01
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Geçmişte Çeçenistan savaşı olarak bilinen çatışmalar belli bir dönem azalma gösterse de yeniden tırmanarak ve tüm Kuzey Kafkasya’ ya genişleyerek çatışma ve kaosa dönüşüyor.

Rusya’nın kuzey Kafkasya bölgesindeki çatışmalar giderek tırmanıyor. Geçmişte Çeçenistan savaşı olarak bilinen çatışmalar belli bir dönem azalma gösterse de yeniden tırmanarak ve tüm Kuzey Kafkasya’ ya genişleyerek çatışma ve kaosa dönüşüyor.  
2009 yıllarında içinde özerk cumhuriyetlerin başkanları ve bakanlarının da bulunduğu bir dizi suikast, intihar saldırısı, bombalama ve çatışmalar yaşandı.  Bu yıl Çeçenistan, İnguşetya ve Dağıstan gibi cumhuriyetlerinde içinde bulunduğu alanda resmi verilere göre 308 saldırının yaşandığı yine resmi veya gayri resmi verilere göre bu saldırılarda yüzlerce insan öldü yada yaralandı. Natalya Estemirova örneğinde olduğu gibi çok sayıda insan hakları savunucusu kaçırılıyor ve öldürülüyor. Bir yerde insan hakları savunucuları da saldırıya uğruyorsa orada sivillerin haklarından ve yaşam garantilerinden söz etmenin fazla anlamı yoktur.  
Çatışmaların bu kadar artmasının sadece dramatik yönleri değil tarafların ideolojik ve örgütsel karakteri, olası politik sonuçları da giderek daha fazla dikkat çekmeye başlıyor. Çünkü Çeçen savaşı belli bir evirilme geçirerek genişleme yaşıyor ve bir saha çatışmasına dönüşüyor. Ama bu savaş Afganistan’dan Irak’a uzanan

Çatışmalara benzerlik gösterse de bu İslami bloğun sınırları üzerindeki çatışmalardan biri değil. Karakteri ve amaçları açısından Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında yapılan İslam’ın savunma savaşı ise asla değil. Ama kendine özgü özellikleriyle birlikte kullandıkları askeri strateji açısından Irak’ta başlayan ve postmodern otonom grupların eylem ve savaş tarzlarının Küreselleşme eğilimleri taşımasına da örnek teşkil ediyor.
Yine bu savaşının tarafları açısından buradaki halkların özgürlük savaşı olarak değerlendirmekte güçtür. Bu buradaki halkların özgürlük istemedikleri yâda hak etmedikleri anlamın değil bilakis dünyadaki her halk gibi buradaki halklarında kendi kaderlerini belirleme ve kendi topraklarında özgür yaşama hakları vardır. Ancak savaşı yürüten bu eylemcilerin gerici karakterleri destek aldıkları ülkeler göz önünde bulundurulduğunda temsil ettiklerini iddia ettikleri halklara özgürlük değil, sömürgecilerden çok daha ağır ve baskıcı rejimlere dönüşme eğilimleri taşıyor.  

İSTİKRARSIZ PARAMİLETER HARAKETLER

Kuzey Kafkasya’daki çatışmalar aslında belli Aralıklarla yüzyıllardır sürüyor. Rus çarlarının bu bölgeyi ele geçirmesinden beri çarpışmalar -belli aralıklarla- hep sürdü. Sovyetlerin yıkılmaya birlikte  1991 bağımsızlık ilanına gitti ancak zengin petrol yataklarına sahip alanları bırakmaya niyeti olmayan Ruslar 1994 ten sonra yaptığı 2 yıllık müdahale süresinde yüz binlerce ölümden sonra Hasavyurt antlaşmasıyla sonuçlanmıştı. Ancak 1997 ve 1999 yılları arasında kendi siyasal kurumsallaşmasını tamamlamak yerine istikrarsızlık içine sürüklendi. Ruslar bu tarihten sonra yeniden müdahale etmesi üzerine çatışmalar tüm Rusya’ya yayılarak büyük ama düzensiz bir savaşa dönüştü. Kremlin Çeçenistan savaşını bir Çeçen iç savaşına dönüştürmeyi başardı ve kendisinin desteklediği Ramazan Kadirov ve aşiretiyle - çok sayıda insan hakları ihlalleriyle de olsa- belli bir dönem kontrol etmeyi başardı. Ancak tüm diğer sahalarda olduğu burada da halkların özgür gelişme kanallarını tıkayıp inkâr etmekle istikrarın sürekliliği sağlanamadı. Eylemci grupların liderlerine yönelik saldırılarla ayaklanmacıları dağıtmaya başlasa da Gürcistan savaşından sonra çatışmalar giderek İnguşetya ve Dağıtsana da sıçradı.  Savaş bu sefer kendi adlandırmalarıyla (ve yeni kurdukları) Kafkas emirliği ile Rusya federasyonu savaşına dönüşüyor. Çatışmalar giderek Erkesler, Svanlar, Çeçenler, İnguşlar, Dağıstanlılar, Kumuklar, Karaçay-Balkarlar gibi etnik ve inanç olarak birbirlerine benzeyen toplulukları içine sürüklüyor.

Yani Basayev ile birlikte Çeçen ulusçuluğundan ümmetçi bir mülkiyetçiliğe kayarak diğer bölge halklarını da içine aldı. Böylece Çeçen eylemci otonom grupları giderek diğer yerlerdeki halklar arasında yeni kriminal hücreler üretmeye başladı. Ayrıca ardı ardına öldürülen Çeçen ayaklanma liderlerinin yerine hemen yenilerinin geçmesi direnişin sürmesini sağladı. Ve şimdi de "Muvahhidin ar-Rusi" cemaatini çekirdek yapan Duka Amarov “Kafkas Emiri” yapılanmasıyla El kaide gibi yaygın bir direnişin kaidesini oluşturmaya çalışıyor. Daha şimdiden Dağıstan Şeriat cemiyeti ve İnguşetya’daki Ahmet Yevloyev’e (Magas) bağlı eylemci yapıyı da yanına alarak âdemi merkeziyetçi bir saha örgütlenmesine dönüştü. Ayrıca bölgedeki devletle sık sık sorunlar yaşayan -dağılmış aşiretlerden kalan-  geniş ailelilerin milislere dönüşen genç savaşçılarıyla kitle zemini oluşturmaya çalışıyorlar.

Örgütlerin ideolojik eylemci karakterleri Afganistan ve Irak’taki gruplarla tam bir benzerlikte olmasa da onlardan etkileniyor. Ancak örgütsel ve yönetim mantığı açısından bire bir benzeşmemelerinin sebebi Sovyet sosyalizminin oluşturduğu sosyolojik yapıdır. Yani hiçbir kadının burka, çarşaf giymediği hatta pek kimsenin turban takmadığı bir sosyal yapıda şeriat ve İslam devrimine soyunmak fazla iddialı değilse saçmadır. Ortaya çıkan ise İslamiyet açısından da tutarsız politik anlamda da tutarsız hareketler oluyor. İslamiyet, Kuzey Kafkasya topluluklarının Rusya’ya karşı birleşip ayaklanmaları için çağdaş olmayan kolay bir malzeme sunuyor. Ama eylem ve örgütlenme tarzları açısından Afganistan ve Iraktakilere benzer radikal postmodern otonom savaş hücrelerine dönüşme riskleri herkes için büyük bir kâbus.  

İMPARATORLUK VE MİLLİYETÇİLİK YAN YANA YÜRÜMÜYOR  

Kuzey Kafkasya savaşının Gürcistan savaşından sonra yeniden yükselişe geçmesi gerçeği uluslar arası boyutunu tartışmaya açmak için iyi bir giriş olabilir. Çeçen ve Kuzey Kafkasya savaşının dış desteği oldukça büyüktür. Bu yarı İslami hareketlerin El kaide gibi kontrol dışına çıkmış hareketlere entegre olmadan varlıklarını sürdürüp savaşmalarına özel önem verilerek destekleniyor. Son yıllardaki çatışmalarda başta Gürcistan olmak üzere Türkiye, Azerbaycan ve İngiltere gibi bazı batılı devletler tarafından destekleniyor. Çeçen Savaşı Osmanlıdan beri Türkiye’nin bir ilgi sahası olduğu biliniyor ve bu günümüze kadar devam ediyor. Türkiye’nin Kuzey Kafkasya savaşına direk yâda diaspora üzerinden önemli bir destek sunduğu biliniyor.

Şüphesiz ki Türkiye’nin Kürt bölgelerinde yürüttüğü anti demokratik ve baskıcı politikalar yanında Rusya’nın Kafkasya politikası çok çağdaş ve demokratik sayılabilir.  Bu yüzdende ne zamanki Türkiye, Rusya’nın bu bölgelerdeki politikaları konusunda bir eleştiri yapmaya kalkışsa Rusya Kürdistan’daki durumu hatırlatarak susturmayı başarıyor. Ama haksızlıklar bu egemen ulusların yanlışlarının karşılaştırılmasıyla ölçülemez.    

Ne eylemci hareketlerin karakterleri nede Rusya’ya karşı düşmanlık besleyen ülkelerin verdikleri destek Rusya’nın kuzey Kafkasya’da yürüttüğü yanlış politikaları ve kirli savaşı haklı kılmaya yetmiyor. Aslen halen dünyanın en geniş coğrafyası ve en karmaşık etnik ve dini yapı üzerine kurlu bir imparatorluğun nasıl olurda bu kadar milliyetçi politikalar yürütmeye cesaret ettiği hayret vericidir. Bu büyük imparatorluk eğilimlerindeki Rusya federasyonu bu halklara özgür ve demokratik gelişme şansı tanımaması halinde tıpkı varisi olduğu büyük Sovyet imparatorluğu gibi dağılmayı sürdüreceği de aşikârdır.

Rahmi Yağmur

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.