Hacı Birlik
TC-AB İlişkileri ve Güven(siz)lik
18 Ağustos 2017 Cuma Saat 14:54

Sovyet bloku karşısında öncü karakol rolüyle varlığını ve güvenliğini NATO ve AB ülkelerinin güvenliğine bağlayarak ayakta kalmayı tercih eden Türkiye bugünlerde artık batı bloku ülkelerinin hedefi haline gelmiştir. Buna karşın güvenliğini de eski doğu bloku ülkeleri ile ilişkilerini yeniden geliştirmekte bulan Türkiye her iki kampın eski üyeleri arasında kimi zaman denge kimi zaman da şantaj politikası ile kendisine yol aramaktadır.

Tarihin garip cilvesi olsa gerek, zamanında AB ülkelerinin güvenliği için öncü bir karakol rolü oynayan Türkiye, bugünlerde dünya için en büyük tehdit haline gelen radikal dinci terör gruplarının yuvası haline gelmiş, radikal dinci terörü ihraç eden bir konuma gelmiştir. Dünyadaki terör tehdidinin yarısından fazlası artık Ortadoğu kaynaklı radikal dinci terör gruplarından oluşmaktadır. Tüm dünya ülkeleri için öncelikli olarak tedbir alınan güvenlik tehlikesi de bu dinci terör grupları olmaktadır. Özellikle de bu husus AB ülkeleri için başat tehdit haline gelmiştir. Evet, eskinin güvenlik kapısı olan Türkiye artık AB ülkeleri için düşman bir devlet haline gelmekte, işin garip yanı da Türkiye bu radikal dinci terör gruplarını bir şantaj aracı olarak kullanmaktan çekinmemekte ve bu durum başta Almanya olmak üzere tüm AB ülkelerini ciddi anlamda tedirgin etmektedir.

Özellikle son günlerde AB-Türkiye arasında yaşanan gerilimin ana nedeni TC’nin faşist iktidar bloğu yanlılarının dediği gibi “AB ülkeleri’nin Türkiye’nin gelişmesini istememeleri” değil, aksine bu güvenlik riski oluşturmaktadır. Türkiye bir taraftan radikal dinci terör gruplarının AB ülkelerine geçişi olmak üzere her türlü desteği vermekte, diğer taraftan AB ülkelerinde uzun süredir yaşamakta olan Türkiye kökenli vatandaşlarını da dini kisveler altında örgütleyip ajan yapılar oluşturarak AB için bir iç tehdit oluşturmuş bulunmaktadır. Özellikle DİTİB vb. yapılar eliyle yürütülen ajan ve istihbarat faaliyetleri tüm AB ülkeleri için ciddi anlamda bir tehdit ve tedirginlik kaynağı olmaktadır. Bu yapılar eliyle Türkiye’nin yöneldiği faaliyetler AB ülkeleri içerisinde ciddi rahatsızlıklara yol açmaktadır.

Türkiye’nin birçok AB ülkesinde faaliyet yürüten onlarca şirketin terörle bağlantılı olarak araştırılması talebi de AB ülkelerinde artık sessizlikle karşılanacak sınırları geçmiş ve başta Almanya olmak üzere AB ülkesinin tepkilerini daha açık bir şekilde yansıtmasına vesile olmuştur. AB’nin motor ülkesi olan Almanya bu tepkilerin öncülüğünü yapmaya başlamış, bu durum Türkiye hükümetini tedirgin etmeye başlamıştır. Türkiye AB ülkelerinin güvenlik kaygılarını anlamaktan uzak bir durumda bulunduğu müddetçe de bu gerginliğin daha da derinleşmesi muhtemeldir.

Güvenlik riski AB ülkeleri için çok ciddi bir tehlikedir ve savaş ile eşdeğerde bir kaygı ile karşılanmaktadır. Ciddi bir gelişmişlik seviyesine sahip olmasına rağmen bunun temeli elbette güvenlik şemsiyesi olmaktadır. AB ülkeleri için iç barış aynı zamanda güvenlikle sağlanabilmekte, bu ekonomik gelişmişlik ile taçlandırılmaktadır. Buna yönelik her türlü tehdit çok ciddi olarak karşılanmaktadır. Bu kaygılar tüm AB ülkeleri için ciddi manada zirve yapmış bulunmaktadır. Türkiye’nin AB için tehdit oluşturan politikası bu anlamda ciddi bir kaygı ve tepkiye neden olmaktadır. Buna karşın Almanya önderliğinde AB ülkelerinin Türkiye karşıtı politikalarını derinleştirmeleri ciddi olarak Türkiye’yi etkileyecektir.

Türkiye hem siyasi ve hem de askeri olarak, yine ekonomik olarak da AB ülkeleri ile birçok ilişkiye sahiptir. Bu ilişkiler sayesinde Türkiye bugün ayakta ve varlığını sürdürebilmektedir. Siyasi ve ekonomik olarak AB’ye aday ülke statüsü kazanmış bir ülke olan Türkiye kısmi ilerlemeler kaydetmiş idiyse de bugün artık 2000’li yılların bile gerisinde bir ilişki durumuna sahiptir. Yine NATO üyesi bir ülke olarak ortaklarının güvenliğini tehdit edecek politikalara sahip olması Türkiye’ye karşı AB ve NATO ülkelerinin tedbirler almasını gerektiren bir konu olmaktadır. Bu hususlarda Türkiye ve AB ile NATO ülkeleri arasında ciddi manada sorunlar baş göstermiştir.

Türkiye’yi bu duruma getiren elbette Kürt karşıtı politikaları olmaktadır. Eğer Türkiye bugün radikal dinci terör gruplarını destekliyorsa bunun başlıca nedeni Türkiye’nin Kürtlere karşı uyguladığı soykırım politikasıdır. Suriye’de Kürt halkının öncülüğünde başta DAİŞ ve El Nusra olmak üzere tüm dinci terör örgütlerine karşı en etkili mücadeleyi yürüten ve Suriye’nin tüm halkları ile birlikte demokratik ve özgür bir ülke haline gelmesi için yegâne umut ışığını yakan güç olmaları takdire şayan bir durumdur. Türkiye’nin yüzyıllık Kürtleri inkâr ve imha siyasetini tümden başarısız kılan bu gelişme veya durum faşist iktidar bloğu olan AKP-MHP ikilisini ciddi manada korkutmaktadır. Adeta Kürtlerin özgürlüğü kendileri için varlık-yokluk sebebi sayılmaktadır. Bu zihniyet Türkiye’yi bugün tüm insanlık değerlerini temsil eden ve bunun için canını bile vermekten çekinmeyen Kürt özgürlük mücadelesi karşıtlığı bir pozisyona sokmaktadır. Kürt karşıtlığı ve soykırım politikası TC devletinin ve faşist iktidar bloğunun gözlerini kör etmiştir. Yapısal devlet krizine dönüşen Kürt politikası Türk devletinin çöküşünü de beraberinde getirecektir. Bu elbette tüm demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenlerin zaferi, faşist iktidar bloğu ve soykırımcıların sonu olacaktır.

Hacı Birlik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html