Dikkat; AKP-MHP Virüsü Muhaliflerine Karşı Silah Olarak Kullanabilir
26 Mart 2020 Perşembe Saat 05:34
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Mehmet Gören

Demokratik kriterlerle ve hatta gölgesinden faydalanmadığı ağacı kesecek kadar çıkarcı olan kapitalist sistemin hukuku ile bile değerlendirildiğinde dünyadaki hükümetler içinde adalete, demokrasiye, çoğulculuğa karşı en baskıcı, yalancı ve toplumu özel savaşla politikalarıyla manipüle eden yönetimin ve sisteminin mevcut Türk devlet sistemi ve başındaki AKP-MHP yönetimi olduğu tartışma götürmez. Kısacası günümüzde faşizmin hakim olduğu başlıca yerdir Türkiye. TC faşizminin, ırkçılığı, kan dökücülüğü, savaşla ayakta kalmayı temel politika kabul ettiğini hem Bahçeli, hem de Erdoğan çok açık dillendiriyorlar. Bahçeli ve Erdoğan birçok defa Kürtlere karşı son olarak da İdlib’te askerlerinin öldürülmesiyle Suriye devlet yönetimine karşı ‘gövde üzerinde baş bırakılmamalı…’ sözünü kullanarak bu gerçekliklerini bir kez daha itiraf etmişti.

Bu faşizan akıl ve politika Türkiye'deki mültecilerin toplatılıp Avrupa’ya saldırtılması olayında da görüldü. Mültecilik kapitalist sömürü ve işgal düzeninin yol açtığı çok ciddi bir toplumsal sorundur. Mülteciler köle ya da köleleşmeye en yakın insan kesimidir. Çünkü ellerinde hiçbir şeyleri kalmamış kesim oluyor mülteciler. Ait oldukları topraklardan, kültür ve toplumdan kopmuşlardır.

Türk devleti Suriye savaşına dahil olma gerekçelerinden birini de savaşın başladığı 2011’den sonra sıklıkla dillendirdiği ‘ülkemize yüz binden fazla mülteci gelirse…’ biçiminde açıklamıştı. 2011’den sonra yaşananlar başından itibaren AKP-MHP'nin Suriye savaşında mültecileri bir savaş aracı olarak kullandığını çok net göstermiş oldu. Çünkü bu itiraflarını sadece söylemde bırakmamış süreç içinde önce Suriye topraklarında Kürtlere karşı işgal operasyonlarına temel gerekçe yaparak pratikleştirmiştir.  Afrin ve Kuzey doğu Suriye işgallerinde planladığı hedeflere ulaşamayınca bu defa da Suriye devletine karşı savaş ve işgal gerekçesi olarak kullanıp İdlib’e girdi. Siyasi dengelerin aleyhine dönmesi ile burada büyük bir hezimet yaşadı. Bu hezimetin bedelinin ağırlığı altında kalkamayınca da AB ülkelerinden ve NATO’dan destek almak için yalvarmaya başladı. AB ve NATO beklenen desteği vermeyince mültecileri savaş aracı kullanma taktiğinde yeni bir adım daha atarak, toplayıp örgütlediği gurupları AB ülkelerine sürmeye başladı. Osmanlıların Türkmenleri aldatarak, zorlayarak Balkanlara ve Avrupa ülkelerine Akıncılar adıyla saldırtması adeta tekrarlanmış oldu. İnsanlık tarihinin kara lekeleri vardır. Bunlardan biri de AKP-MHP faşist iktidarının Suriyeli Arap mültecileri köleler gibi AB pazarına çıkarları için sürmesi oldu. Ermeni, Asuri-Süryani, Rum ve Kürt katliamlarından sonra bu olay da kara leke olarak insanlık tarihine yazılmış oldu. Araplar bunu kolay kolay unutmayacaklardır. Arap halkını ‘kirli Arap, Arap saçı vb…’ ithamlarla küçük gören egemen Türk aklının yaşadığı siyasi, askeri ve ekonomik zorlanmayı nasıl aşacağını bilememesinin ürünü olan bu kullanım biçiminin kendisine ters döndüğü ilk günden ortaya çıkmıştı.

Mültecileri bu biçimde kullanmak ancak insanlıktan uzak düşmekle açıklana bilir. AKP-MHP iktidarı ile birlikte bu insanlıktan düşme ve uzaklaşma Türk toplumunun belki de yarıya yakınına da musallat edilmiş görünüyor. Gerçeklik böyle olmamış olsaydı güzelim Türkiye ve Türk toplumu bu kadar düşebilir miydi? TV’lerinde köle ticaretini insanlık eylemiymiş gibi canlı verirler miydi?  Köle derekesine düşürülmüş insanları AB devletlerine pazarlama işini insan hakları, mazlumları koruma yalanıyla propaganda edebilirler miydi? Bu çirkinliğe karşı on binler sokağa çıkmaz mıydı?

AKP-MHP faşist iktidarının insanlık sorunlarına yol açtığı, toplumsal ahlak ve vicdanı kanatacak politikalarda sınır tanımak istemediğinin birden çok göstergesi vardır. Bunlardan biri de son yargı düzenlemesi ile siyasi tutsakların bırakılmaması olmuştur.  Koronavirüs tehlikesinden ötürü Erdoğan ve Bahçeli korkudan dışarı çıkamıyorken, her gün onlarca yerde ve guruba tüm TV’lerde canlı verilen konuşmalar yapan Erdoğan'ın salgından korkmasından ötürü ses kayıt cihazı ile konuşması ortada duruyorken, virüs salgının neden olacağı en büyük tehlikenin yaşanabileceği hapishanelerde siyasi tutsakları bırakmamak basite alınmamalıdır. Bu mesele faşist politikanın üzerinde düşünülmesi gereken çok ciddi bir ürünü olarak görülmelidir. 

Son yargı düzenlemesi ile hırsızlar, katiller, tecavüzcüler, rüşvetçiler bırakılmıştır. Ülkeye adalet eşitlik gelsin, demokrasi gelişsin, Kürt sorunu başta olmak üzere tüm toplumsal ve siyasal sorunlar ülkenin demokratik birliği içinde çözülsün dedikleri için suçlu görülüp hapsedilmiş insanlar içinse ‘ölsün’ denilmiştir. Bu son düzenleme AKP-MHP iktidarının kimleri sevdiğini, kimleri koruduğunu, kimi yurttaş gördüğünü, kimden yana olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Evet AKP-MHP kadroları, rüşvetçiler, tecavüzcüler, hırsızlar yaşasın, Türkiye’yi demokratikleştirme mücadelesi verenler, ileriye götürme gayreti içinde olanlar ise ‘ölebilir’ demiştir. Bu ayrımcılıkla Türk İslam sentezi ideolojisine dayanan AKP-MHP'nin Türkiye gerçeğine ne kadar düşman guruplar olduğunu da göstermiştir. Bu ayrım AKP-MHP kliğinin ve başındaki Erdoğan ve Bahçeli’nin Türkiye, Kürdistan halklarının ve demokrasi düşmanı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Son yargı paketi düzenlemesinde siyasi mahkumların bırakılmasını sağlayacak maddelerin yer almaması, AKP-MHP'nin ve başındaki Erdoğan ve Bahçeli’nin virüs salgınını muhaliflere karşı bir silah olarak kullanabileceği şeklinde de okunmalıdır. Çoğu Kürt özgürlük mücadelesi kadrosu ya da Kürt yurtseverlerin teşkil ettiği siyasi tutsakların hastalık tehditti altında tutulmaları, adeta ölüme terk edilmeleri en başta da Kürt halkına karşı virüsü silah olarak kullanmak anlamına gelmektedir.

AKP-Erdoğan'ın 2002’den bu yana izlediği siyaset, ne kadar dönek, ilkesiz, saldırgan ve en yakınlarını bile satmaktan ve tehdit etmekten çekinmediğini defalarca göstermiştir. Önce HDP belediyelerine kayyumla el koyması, sonrasında da CHP belediyelerine ve kimi vakıf ve kurumlara kayyumla el koyması da göstermiştir ki önce Kürtlere yöneltilmiş her saldırının ikinci ayağındaki hedef diğer muhalif kesimler olmuştur. Kürt ve Kürdistan ile ilgili düşünceleri ‘terör’ kapsamında suç gören AKP-Erdoğan'ın süreç içinde kendisini eleştiren herkesi suçlu görmeye başlaması da bu faşizan politikaların bir diğer verisi olmaktadır.

Siyasi tutsakların koronavirüs salgının geldiği tehlikeli düzeye rağmen bırakılmamaları bu faşist yönetimin virüsü silah olarak kullandığını göstermektedir. Kürtlere karşı kullanılmış her türlü silahın daha sonra tüm muhaliflere yöneltildiğini göz önünde bulundurursak, AKP-MHP faşist bloğunun virüsü Kürtler dışında özellikle de kendilerini zorlayan kimi siyasi kişi ve yapıları tasfiye etmek ve darbelemek için kullanabileceğini öngöre biliriz. Zaten faşist iktidar daha ilk günden itibaren halka doğruları söylemeyerek, en riskli illerden olan Van gibi şehirlerde gözle görülür tek bir tedbir almayarak koronavirüsü savaş ve saldırı aracı olarak ele aldığını yeterince göstermiştir.

 

Mehmet GÖREN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html


Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cemal Şerik
Her Yer Amara
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA