İdlib’te Kurtuluşun Yolu İran İle Savaş mı?
29 Şubat 2020 Cumartesi Saat 07:01
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Mehmet Gören

İdlib’te yaşanan durumun savaş olduğunu Erdoğan da kabul etti. Peki bu kimin savaşı? Türkiye'nin Suriye savaşında ne işi var? Türkiye kiminle niçin savaşıyor? Gelinen nokta itibarıyla soru sormak anlamsız aslında.  Neden bu noktaya gelindiği ve bundan sonra işlerin nasıl gideceği daha önemli çünkü.

Türkiye Suriye savaşına Kürtleri barajlamak, yapabilirse Kürt kazanımlarını Rojava ve Suriye'de elde edilecekler de dahil, Bakur ve Başur’da tasfiye etmek için girdi. Kürt düşmanlığını da, ‘Kürt değil terör koridorunu engellemek için Suriye'ye girdik’ biçiminde formüle etti. Bu söylemini dilendirmeye de devam ediyor. Süreçle ABD ve Rusya Türk devletindeki Kürt düşmanlığına arka çıktıkça, Türkiye Kürtler karşısında önemli bir fırsat yakaladığını düşünmeye başladı. Bu fırsatı Kürtleri soykırıma uğratma maksadıyla değerlendirmek isteyen Türk devleti, bir ABD ve İsrail projesi olduğu yönünde yaygın kanaat olan İslamcılık üzerinden inşa edilmiş, nereye gideceği pek belli olmayan ‘selefe giden gemi’ye bindi.

Aslında İdlib’te gelinen noktanın nedenlerini AKP’nin kuruluşuna ve küresel sermaye güçlerinin Erdoğan'ı Türklere ve de Müslümanlara abartarak sunmaya başladığı günlere kadar götürmek gerekir. Ancak biz oralara kadar gitmeyelim. Kısa bir özet ile geçelim; Ergenekon devletini temsil edenlerden olan genelkurmay istihbarat dairesi eski başkanı emekli general İ. H. Pekin, bir iki gün önce bir TV kanalında ‘efendim dünya da İslami örgütler ile Ortadoğu ve Suriye üzerinde bir operasyon başlatıldı. Biz de bunu kullanalım dedik. Bu işe böyle girdik’ dedi. Konuştukları cümlesi cümlesine böyle değildi. Ancak anlatmak istediği tam olarak böyleydi. Demek ki Erdoğan ve AKP, dünyada İslamcıları kullanan güçler ile ortak çalışan TC’nin verdiği görevi yerine getiriyor. İdlib’te ısrar ettiği politikada bunun ürünüdür. Buraya kadar her şey çok rahat anlaşılıyor. Burada temel sorun ve soru şudur, küresel sermaye güçleri 2013’te Mısır’da Mursi’yi devirerek İslamcı örgütleri kullanma politikasında değişikliğe gittiklerini adeta ilan etmişken, Türkiye'nin neden politika değişikliğine gitmediğidir. Göbekten bağlı olduğu sisteme rağmen kendine misyon biçtiğidir. Bunu kimin neden sürdürdüğüdür. Sürdürülmesinde ısrar ettiğidir. Bu sorulara yanıt verilmeden olup bitenleri doğru izah etmek olası değildir.

 2013 Temmuz'undan bu yana TC'nin Suriye özelinde aldığı pozisyon ve kurduğu ilişkiler neticesinde yaşananlar ve açığa çıkanlara bakınca, Türkiye'nin neden politika değişikliğine gitmeyerek, selefi cihadistleri Suriye'ye göndermeye devam ettiği, İdlib’te neden bir çıkmaza yol açtığı, iki sözünden biri Suriye’nin toprak ve siyasi birliği olduğu halde Suriye ordusunun topraklarını kontrol etmesini engellediği anlaşılır kılınabilir.

Türkiye selefi cihadistleri Kürtlere saldırttı. İkincisi Türk devletinin Suriye rejimini Beşar Esat şahsında ele alıp yıkmak istedi. 2013’den bu yana ortaya çıkmış en net politikası budur. Türk devletinin halklar ve Kürt soykırımcısı olduğunu biliyoruz. Esat kişiliğini de mezhebinden ötürü hedef aldığını, Sünnilerden devşirdiği paralı çeteleri motive ederken kullandığı dilden biliyoruz.  Türk devletinin Sünni İslam çizgisine dayalı politikasının temel amacının da İran ve Irak merkezli Şii İslam politikasını gerileterek mevzi kazanmak olduğu tartışma götürmez. Demek ki Türkiye'nin 2013’ten beri politika değişikliğine gitmemesinin asıl nedeni ve hedeflediği iki sonuç var; birincisi Kürt soykırımını tamamlayacağına inanmasıdır. İkincisi, Selefileri savaştırıp ihvanı Suriye'de hakim ederse Ortadoğu'da İran’a karşı güç olacağını hesaplamasıdır.

Peki bu politikayı kimler neden destekledi ve destekliyor? Suriye merkezli gelişmelere bakınca yanıtın çok açık net olduğunu görüyoruz. Şuanda Ortadoğu da sadece iki devlet doğrudan Şam’a saldırıyor. Biri İsrail diğer Türkiye. Tabi dışarıdan da ABD. Demek ki Erdoğan'ın politikası İsrail ve ABD'nin bir kesiminin politikası oluyor. Bu kesimlerin tümü Kürt soykırımının yapılmasında, İran’a saldırılmasında ve İsrail’in güvenliğinde aynı kulvarda yürüyor. Çıkan sonuç, Türkiye'nin 2013’ten sonra Suriye politikasını değiştirmesini istemeyen dış güçlerin İsrail ve Trump yönetimi olduğudur.

Tablonun tümünü görmek için Kürt rengine biraz daha yakından bakmakta fayda vardır. Selefi Cihadistleri Kürtlere saldırtanın Erdoğan Türkiye’si olduğu kesindir. Bunun için son on yıldır dinci örgütlerin yaptığı Kürt katliamının baş sorumlusu Erdoğan ve devletidir. Türkiye'nin politika değişikliğine gitmemiş olmasının birinci sebebi selefi cihadistler eliyle Kürtleri katliamdan geçirmek olduğu da artık çok nettir. Tıpkı Ermeni ve Asurileri birinci dünya savaşında çetelerine katlettirdiği gibi. Kürtler kendilerini savunmamış olsa ve katliamda istediği sonucu almış olsaydı, arta kalan Kürtleri de Barzani ailesinin hizmetine sokacaklardı. Kürtler için Süleymaniye, Hewler ve Duhok ile sınırlı bir ‘yurt’ bırakılacaktı. Son yedi yılık gelişmelerin her yönüyle gösterdiği bir diğer sonuç ise budur.

Kürt halkının diğer halklarla birlikte direnişi, TC soykırım politikasını sonuçsuz kıldı. Bu direnişe malum İslamcıların kullanılma politikasındaki değişikliğin de eklenmesiyle Türkiye çok daha ciddi zorlanmaya başladı. Tam da böyle bir süreçte Rusya Suriye sahnesine daha resmi ve güçlü girmiş oldu.

Rusya’nın Suriye sahnesine inmesinde ABD yönetiminin dürüst olmayan Kürt politikasının da önemli rolü olmuştur. ABD Ortadoğu'da yeni ve demokratik bir sistem kurulmadan işlerin yolunda gitmeyeceğini anlamak istememektedir. Bu akıl ABD’yi tıpkı Saddam karşısında KDP’ye yaptıklarını aynısını bugün ki Kürtler üzerinde de denemek gibi yol ve yöntemlere götürmektedir. ABD Kürtlere destek oluyormuş gibi yaparak Türkiye’yi yanında tutmaya çalışmaktadır. Türkiye’yi de destekleyerek ve kuzey Suriye'ye saldırtarak Kürtleri yanında tutmaya çalışmaktadır. İşte bunu gören Rusya Türk Ergenekoncularına ‘güven verecek daha somut ve kazançlı bir hamle’ izni vererek Afrin’i Türklere işgal ettirdi. Rus hamleleri peşi sıra geldiği halde ABD eski oyununu oynamaya devam etti. Rusya’nın TC’yi Kürtlere saldırtarak güç kazanmasına rağmen politika değiştirmeyen ABD, Türk devletinin Rusya ile stratejik askeri ve savunma anlaşmaları yapacak kadar ilerlemesine yol açtı. İşlerin ciddiye bindiğini gören ABD, bir kez daha Kürt çocuklarını TC’nin kimyasal silahlarıyla yaktırarak, yanına çekme adımı atıp Serêkani ve Grisipi’yi Türklere işgal ettirdi. Aslında bu hamle ABD'nin Rusya’ya karşı hamlesiydi. Ancak Kürtler TC’ye katlettirilerek yapılıyordu. Yaşananların böyle olduğunu önce ABD sonra Rusya’nın TC ile işgal sonrası yaptığı anlaşmalar gösterdi.

ABD ve Rusya arasındaki Suriye dengesini gören Türkiye, önce Şam-Gutta ve sonrasında da Halep’teki çeteleri kullanarak Rusya'yı çok daha fazla dayanak yapmaya yöneldi. Bu hamlelerle Rusya’nın güvenini kazandığını düşünen Türkiye, kendi derinliklerinde ‘elimizdeki Sünni İslamcıların değişik versiyonlu guruplarını güçlendirip, yeni Suriye hükümeti, mili ordusu adıyla Esat rejimi yerine Rusya’ya kabullendirelim. Bizim kurduğumuz hükümet ve Suriye mili ordusu Rusya’nın meşru muhatabı olsun’ cümleleriyle özetleyebileceğimiz politikaya yöneldi. İdlib’te topladığı güçlerle bunu yapmak istediği kesindir. Israrı da bundandır.

Türkiye'nin İdlib merkezli bu hazırlığını fark eden ABD’de boş durmamıştır. El-nusra ve diğer bazı selefi cihadist gurupları silah ve para ile desteklemiştir. En son Bağdadi’yi İdlib vilayetinde öldürerek Türkiye'ye dolaylı destek vermiştir. Çünkü radikal İslamcıların baş lideri öldürürse Türkiye'nin işini kolaylaştıracağının hesabını yapmıştır. ABD'nin bu politikası, Türkiye’nin Rusya’nın kabul etmemesi halinde İdlib projesini ABD’ye sunacak tedbirler almaya yöneltmiştir. Bu hesap ise elindeki paralı çetelerle kuracağı yeni Suriye devletinin sınırlarını Irak’ın Ambar vilayetine kadar uzatıp İran yayılmacılığına karşı mevzi ve güç kazanmak olmuştur. Böyle bir gelişmenin ABD ve İsrail’in Irak Şiilerini İran’dan kopartma ve İran  karşıtlığına dayanacağını bildiğinden pazarlığının rahat olacağını hesaplamıştır. Türkiye'nin İdlib ısrarının temelinde bu gizili plan yatmaktadır. Aslında plan gizli değildir. Son zamanlarda Türk devlet yetkilileri ve devletin topluma propaganda için TV’lerde görevlendirdiği eski asker ve diplomatların söz aralarında bu açık dilendirilmektedir. Yine ABD ve AB ülkelerinden bazılarının, herkesçe terörist kabul edilen guruplara karşı Suriye ve Rusya’nın askeri operasyonlarını eleştirmesi de bu plan gereğidir. İnsani kriz diyerek propaganda etmeleri de bu planın ayaklarından biridir. TC propaganda dilinde son günlerde insani trajedi yanında kullanılmaya başlanan ‘ılımlı muhaliflerle rejim arasında çatışmalar’ söylemi de bu plan gereğidir.

İdlib’te yaşananlardan şunu anlamalıyız; Erdoğan İran’a karşı ABD’nin 3-ocak 2020’de başlattığı savaşa katılmayı kabul ederse ABD İdlib’te Türkiye’yi her biçimde destekleyecektir. ABD’nin Türkiye’yi Suriye'de desteklemesinin şartının İran ile savaşa girmesine bağlı olduğundan emin olabilirsiniz.  Çünkü ABD’nin Suriye politikasında Türkiye'nin yeri yoktur. ABD bunu Rakka operasyonuna Türkiye’yi katmayarak göstermiştir. Türkiye’nin ABD İsrail cephesinde İran ile savaşı kabul etmesi ise, yanına İran’ı almış Rusya ile savaşa girmesi anlamına gelecektir. ABD-TC arasındaki bu kirli politikanın ikinci çıkmazı ise ABD ve İsrail’in Türkiye eliyle kurdurmak istediği sınırları İdlib’ten Ambara kadar ki Sünni alanı kapsayan ihvan devletinin çoğu Arap devletince kabul edilmemesidir. Türkiye'nin ABD yanında İran ile savaşa girmeyi kabul etmemesi ise Rusya karşısında yapayalnız kalmasına yol açacaktır. Böylece Rusya Türkiye ile istediği gibi ‘oynama’ imkanı elde etmiş olacaktır. Bu da 19.yydaki gelişmelerin tekrarına yol açacaktır; Rus orduları ‘Osmanlı’ başkentine dayanacaktır. ‘Sultan Abdülhamit Han’ (ömrü vefa ederse) ‘Çar’a’ karşı denge kurmak için yeniden Avrupa devletlerini yardıma çağıracaktır…

 

Mehmet GÖREN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html


Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cemal Şerik
Her Yer Amara
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA