Sömürgeci Faşist Türk Devletinin Sonu Yakındır
27 Ocak 2020 Pazartesi Saat 07:05
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Sömürgeci Türk devleti tarihinin en zorlu sürecini yaşamaktadır. Önderliğin işaret ettiği gibi içinden geçtiğimiz süreç ve koşullar birinci dünya savaşı yıllarına benzemektedir. O zaman nasıl Osmanlı imparatorluğu yıkılma ve dağılmayla karşı karşıya kalmış ise bugün Türk ulus devleti de benzer bir durumla karşı karşıyadır. Yenilenmeyen, çözümü demokratikleştirme temelinde geliştiremeyen her yapı dış saldırılara açık hale gelir. Sömürgeci Türk devleti de katı ulus devlet yapısından taviz vermeden kendini sürdürmekte inat ettiği için iç ve dış baskılarla karşı karşıya kalmaktadır.

Mevcut Türk ulus devletinin varlığı devletlerarası kapitalist sistemin çıkarlarıyla uyuşmadığı için değişime uğratılmak istenmektedir. Bu konuda yaşanan çelişkiler vardır. Ama esas olarak toplumun demokrasi ve özgürlük talepleri mevcut diktatörlüğü zorlamaktadır. Bu her iki basınç karşısında sıkışan devlet değişmek ve demokrasi doğrultusunda dönüşmek yerine daha fazla merkezileşerek, militaristleşerek ve diktatörleşerek faşist bir karakter kazanmıştır.

Sömürgeci Türk devleti tam anlamıyla bir özel savaş rejimi durumuna gelmiştir. Mevcut hükümet de özel savaş hükümetidir. Dağılmayla yüz yüze gelen devletler özel rejim ve yönetim biçimleriyle ayakta kalmaya çalışırlar. 2. Abdülhamit uzun yıllar boyunca Osmanlı devletini böyle idare etmeye ve ömrünü uzatmaya çalışmıştır. Onun yetersiz kaldığı noktada İtaat ve Terakki Partisi devreye girerek her yanıyla dört dörtlük bir özel savaş rejimi geliştirdi. Enver Paşa ve tayfası tümden kaybetmemek için büyük oynamış, ancak büyük kaybetmekten kurtulamamıştır. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştur. Pantürkizm temelinde büyük bir imparatorluk kurma hayalleri, var olan toprakların kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır.

Benzer bir durumu üçüncü dünya savaşı koşullarında Türk devleti ve AKP-MHP ittifakının yön verdiği hükümet yaşamaktadır. Erdoğan- Bahçeli ikilisi, Enver-Talat-Cemal Paşalar üçlüsünün torunları olarak onların izinde, aynı zihniyet ve çizgide yürümektedirler. O gün Ermenilere reva görülenler bugün Kürtlere reva görülmektedir. 1915 yılında bu ırkçı, faşist İtaat ve Terakki iktidarı 1,5 milyon Ermeni’yi katletmiş, geri kalanları da sürgüne mecbur ederek tam bir soykırıma tabi tutmuştur. Yüzyıldır Kürt halkına da fiziki ve kültürel soykırım politikaları iç içe ve sistematik bir biçimde uygulanmaktadır. Tarih şimdidir. Tarih tekerrür eder, ama kısır bir döngüde değil. Kendi zamanın ve mekânın katkılarını ekleyerek tekerrür eder. Bugün karşılarında direnen örgütlü bir halk gerçekliği vardır. Ermenilerde olduğu gibi Kürtler üzerinde yürüttükleri soykırım politikaları asla sonuç alamayacaktır. Değişmesi gereken sistemin kendisi olacaktır. Aynı zihniyet ve yöntemlerle farklı sonuçların alınamayacağı da tarihsel bir hakikattir. Osmanlı bu zihniyetle nasıl çöküşe gitmişse değişime direnmesi halinde aynı akıbet TC ulus devletinin de başına gelecektir.

Aslında bu hükümet 2015 Haziran genel seçimlerinde iktidardan düşmüştür. Bu anlamda hiçbir meşrutiyeti yoktur. Kendi burjuva hukukunu da ayaklar altına alarak hile, oyun ve özel savaş yöntemleriyle ayakta tutulmaktadır. Seçimle de gidecek bir hükümet değildir. İktidarını faşist yöntemlerle sürdürecek yada yıkılıp tarihin çöp sepetine gidecektir. Bunu yapacak esas güç de Kürdistan Özgürlük mücadelesi ve demokrasiden yana olan toplumsal muhalefet olacaktır.

Sömürgeci özel savaş rejimi ayakta kalma ve varlığını sürdürmenin tek yolunu Kürt halkının özgürlük ve statü kazanmamasında görmektedir. Kürtlerin varlık ve özgürlüğünün kendi devlet yapılarının sonunu getireceğini düşünmektedirler. Bundan büyük korku duymakta ve bir beka sorunu olarak algılamaktadırlar. Bu korkuyla azgın bir faşist saldırganlık içine girmektedirler. Kürtleri soykırıma uğratma onlar için zamana yayılacak uzak bir hedef değildir. Günlük politikalarının temel amacı durumundadır. Zihniyet bu kadar korkunç, tehlike bu kadar büyüktür.

Bu özel savaş iktidarı artık savaş olmadan ayakta kalamaz. Her yola başvurarak kendi etrafında örgütlediği tabanını kanla beslemeden, faşist milliyetçiliği körüklemeden bir arada tutamaz. Her geçen gün artan ekonomik sorunlar, işsizlik, yoksulluk vb. ancak savaş gerekçesiyle gündemden uzak tutulabilir. Yine savaş sayesinde muhalefet baskı altına alınıp etkisizleştirilebilir ve toplum üzerinde terör estirilebilir. Dikkat edilirse 31 Mart yerel seçimlerinde ve 23 Haziran İstanbul seçiminde kaybederek büyük bir yenilgi alan hükümeti bu savaş politikası yıkılıp çökmekten kurtarmıştır. Muhalefetin basiretsizliği ve payanda durumu da işini kolaylaştırmıştır.

Sömürgeci devletin Rojava’yı işgal saldırıları, Libya savaşına dahil olma hevesi tüm bunlarla alakalıdır. Savaş kadar işlevli ve bu rejimi besleyen bir yöntem görülmemektedir. Bu nedenle bir düşman yoksa yaratılacak, savaş yoksa çıkarılacaktır. Devletin ve iktidarın bekası bütünleşmiştir. Bundan çıkışın tek yolu da savaşta görülmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki Libya’daki savaşa dahil olmanın hedefinde de, diğer tüm uygulamaların amacı da Kürt soykırım politikasıdır. Bu devlet ve iktidarın Kürt soykırımını gerçekleştirmek için içine girmeyeceği ilişki, vermeyeceği taviz ve başvurmayacağı kirli bir oyun yoktur. Düne kadar kanlı bıçaklı olduğu Suriye rejimiyle bu amaçla ilişkilenmekte ve görüşmeler yapmaktadır. Rojava’yı işgal edebildiği kadar etmiş, konjektürün el vermediği ve kirli elinin uzanamadığı yerleri de Suriye rejimi veya başka güçlerle işgal etmeye çalışmaktadır. Yeter ki, Kürtlerin elindeki kazanımlar ortadan kalksın, kanlarıyla yarattıkları statüleri parçalansın.

Bu saldırılar sadece Rojava ile de sınırlı değildir. Şengal ve Medya Savunma Alanlarına saldırılar aralıksız sürmektedir. Dikkatle bakıldığında bu özel savaş rejimi zayıfladıkça daha fazla saldırganlaşmaktadır. Toplumu sürekli ve yaygın bir şekilde psikolojik savaş bombardımanı altında tutarak gerçekleri gizlemeye çalışmaktadır. Kayıplarını gizlerken sahte zaferler icat etmekte ve bunları allayıp pullayarak piyasaya sürmektedir. Ancak kısa sürede sonuç alacağını düşünürken yıllara yayılan savaş onu her geçen gün daha fazla tükenişe doğru sürüklemektedir.

Eğer rejim bu akıl almaz ve faşist uygulamalarına rağmen halen ayakta kalıyorsa bunun tek nedeni dış güçlerin desteğidir. ABD de Rusya da Türkiye’nin mevcut halde yaşatılmasından çıkar sağlamaktadırlar. Uzun yıllar boyunca Osmanlı devletini hasta adam olarak sürünerek de olsa yaşatan kapitalist modernite güçleri değil miydi? Sömürgeci Türk devleti de mevcut haliyle hasta adam durumundadır. Her güç kirli çıkarları doğrultusunda ondan yararlanmaya çalışmaktadır. Ne öldürüyor, ne de yaşatıyorlar. Sağa sola saldırtarak, zayıf düşürerek kendilerine daha fazla bağlamaktadırlar.

Sömürgeci devletin tüm Kürdistan seferleri ve işgal saldırılarının arkasında ABD’nin onayı, Rusya’nın teşvik ve desteği vardır. Türkiye ekonomik olarak kapitalist güçlere göbekten bağlıdır. Kimi aksi tutum ve politikalarına rağmen NATO tarafından askeri ve teknik olarak desteklenmektedir. Şimdi de İran’a dönük ABD’nin strateji ve planlamasının bir parçası olarak kullanılmak istenmektedir. TC devleti de kendini sonuna kadar pazarlamakta ve emperyalist güçlerin çelişkilerinden yararlanmaya çalışmaktadır. Bu güçleri Kürtlerle mücadelesinde yanına çekmeye çabalamaktadır.

Görüldüğü üzere bu faşist iktidar ve özel savaş rejimi yıkılmadan Kürtler adına yaratılan hiçbir kazanım güvencede olmayacaktır. Mücadelemizin esas ekseni bu faşist iktidarı yenilgiye uğratarak tasfiye etmek olmalıdır. Yakın bir zamanda İran’a dönük bir savaş olacakmış gibi bir beklentiye girmemek, olsa bile stratejik ekseni kaybetmemek önemlidir. Elbette olası bir savaş durumunda çelişkilerden yararlanacak ve oluşan imkânları sonuna kadar kullanabilmeyi de bilmek gerekmektedir. Ancak sonucu belirleyecek olanın Türkiye ve Bakur parçasında yaşanacak gelişmeler olacağını unutmamalıyız. Stratejik hesaplaşma Bakur’da olacaktır. Bakur’da gerçekleşecek devrim özgürlüğün güvencesi olacaktır.

 

Kasım ENGİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html


Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cemal Şerik
Her Gün 15 Şubat
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA