Savaş ve Gerçekler
12 Aralık 2019 Perşembe Saat 08:33
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Can Toprak

Tarihimizdeki en acımasız savaşlardan birini yaşadık yaşıyoruz. Halkımız bir kez daha en acımasız biçimiyle tedip-tenkil ile yüz-yüze geldi.Tarihsel geçmişi katliam, kıyım ve soykırımla dolu bir düşman gerçekliğinin en alçak saldırılarına maruz kaldı. TC, taşeronluğunu üstlendiği devletlerarası şeytani bir planla Kürtleri tarihten kazımak ve Ermenilerin akıbetine uğratmak istedi. Bunun için tedip-tenkil ve Arap kemeri politikasını güncelledi. Kürdistan’a, burada yaşayan halklara ve kazanımlarına karşı aynı anda birçok cephede kapsamlı, sarsıcı ve yıkıcı saldırılar oldu. Rojava genelinde soykırım saldırıları, suikastler ve sabotajlar gelişti. Soykırım savaşı başladığında bir kez daha görüldü ki halkımızın sırtını dayayabileceği yanlızca  dağları ve yılmaz birer şövalye olan savaşçı evlatlarıdır. Bunlar dışında her şeyin geçici, yanıltıcı ve konjektörel olduğu kanla kanıtlandı. Bu zeminde yeni bir dünya, özgür insanların eşit olduğu bir yaşam, dayanışma ve paylaşımın, sevgi ve saygının kanun olduğu bir sistem kurma ideali ve Apo’cu kişiliği-kimliği olmayanların, vatanı, halkı, insanlık onurunu savunma gibi bir dertleri, iradeleri olmadığı açığa çıktı. Bu nedenle savaş başladıktan sonra bu karekterde olmayanlar ve sömürge başkentlerini mekan edinenler can derdine düştüler. Önderlik yıllar önce; "Vatan-halk ve yoldaşlar söz konusu olduğunda ben, yaşamım, geleceğim diyenler alçaktır, yer yüzü lanetlileridir" diyerek sanki bu günleri tarif etmişti. Savaş başlayınca her şeyin bittiğini ilan ettiler. Kimileri sanki bir bardak sudan, bir dilim ekmekten vazgeçercesine topraklarından, evlerinden, hayatlarını adayarak yarattıkları tüm değerlerinden vazgeçerek göç yollarına düştüler. Ardına bakmaksızın kendilerini yollara vurdular. Halepçe-Kerkük vb. yerlerde yaşanan ve insanlığın bilincine, hafızasına kazınan Kürdün trajedesinin tekerrür etme riski doğdu. Bu tablo içinde bir kez daha sırtlarını dağlara vermiş, hayatlarını halkın kaderini ve tarihin akışını değiştirmeye adamış savaşçılar yapayanlız kaldılar. Bu yanlızlığın yarattığı acı, hüzün ve öfke tarifsizdir. Buna rağmen çokça dillendirilenin aksine soykırımı ulusalarası güçler değil, esas olarak yanlız kalmış olsalar da Kürdistanlı savaşçılardaki fedai ruh, kazanma azmi ve Rakka, Tabka, Derazor, Minbiç gibi şehirlerdeki Arap halkının olumlu tavrı önledi. Yeniden göç yolarını, trajedyi, tarihin dışına itilmeyi ve el kapılarında bir ekmeğe muhtaç hale gelmeye bu irade engel oldu.

Savaşlarda kazanmak ile kaybetmek ikiz kardeştirler. Bir kazanç mutlak zafer olmadığı gibi, her kayıp da asla yenilgi değildir. Bazen kesin kazanmak için kimi mevzilerin terk edilmesi bile kayıp sayılmaz. Ama bir kazancı ya da kaybedişi kesin zafere dönüştürmek için mutlaka yapılması gerekenler var. Bunun ilk şartı yaşananları doğru, gerçekçi, derinlikli, neden sonuç ilişkisi ile sorgulamak ve  muhasebe yapmaktır. Savaş sürecinde Rojava’da yaşananlar her yönüyle böyle ele alınmaya, değerlendirilmeye ve güçlü bir muhasebeye tabi tutulmaya muhtaçtır. Böyle yaklaşmak ortaya çıkan yeni imkanları büyük kazanımlara dönüştüreceği gibi, var olan sorun ve aksaklıkları gidermeye de katkı sunacaktır.

Çelişik ve dostluğun çıkarla, sadakatin ise güçle belirlendiği bir zamandayız. Adil olmayan ve hep zulüm üreten sömürgeci sistemin hükümranlığını sürdürdüğü bir ülkede yaşıyoruz. Bu zeminde yaşama hakkı, özgürlük ve barış malasef ancak  güçle elde edilmektedir. Bu çıkarlar denkleminde gücü olmayana, bırakalım özgür, onurlu yaşaması, hayat hakkı bile tanınmamaktadır. Bu zeminde haklı olmak ise fazla bir değer ifade etmemektedir. Bu haklılık ancak doğru strateji, yaratıcı taktikler, gelişkin teknik, ihtiyacı karşılayan planlama, tüm bunları yönetecek bir  komuta aklı, üslenme ve lojistik hazırlıkları ile birleştiğinde anlam ifade edebiliyor, zaferi getirebiliyor.

Savaş öncesi TC fazlasıyla hazırlık yapmıştı. Aylardır çalıştırdığı propaganda aygıtı ile neredeyse Türk toplumunun ezici çoğunluğunu savaşı isteyen ve destekleyen konuma getirmişti. Düşünemeyen, sorgulamayan ve gittikçe sürüleşen bir toplum gerçeği yaratmıştı. Devletçisinden muhalif olanına kadar toplumun her kesimi için Kürtleri öldürmek, yurtlarından sürmek ve soykırımı başarıya götürmek bir tutku halini almıştı. Bu ortamda kimi marjinal karşı çıkışların sesi bile duyulmadı. Diplomatik ve iktisadi olarak güçlü bir hazırlık yapmıştı. ABD ile Rusya arasındaki çelikileri iyi değerlendirerek, küresel denklemde kimi politik tercihlerle onların taşeronu haline gelerek,yerel düzeyde kendine alan açmıştı. Böylelikle bu güçler soykırım savaşında engel olmaktan çıkarılarak, yedeklenmişti. AB’nin kurtulmak istediği Suriyeli göçmenleri onlara karşı bir silaha dönüştürmüştü. Böylece  göçmen silahını kullanarak AB’yi bu kirli plana ortak etmişti. Bu nedenle soykırım planı için hem ABD-Rusya, hemde AB’den onay ve destek alınmıştı. Soykırım saldırısının üzerinde yükseldiği esasa zemin burasıydı. Böylece TC arkasına en önemli ulusalarası aktörleri ve sürüleşen bir toplumu alarak soykırım savaşını başlattı. Askeri olarak ise tüm imkanlarını seferber etmişti. Ordusunun tüm seçkin birliklerini, en gelişkin silahlarını, yüksek kapasiteli ateş gücünü Rojava sınırında toplamıştı. Burada konumlandırdığı güçlerini bir düzene kavuşturmuş, emir komuta sistemi içine almıştı. Özellikle en gelişkin İHA, SİHA ve savaş uçaklarını alana aktarmıştı. Sınır hatında yerleşik olan askeri gücü dışında ordusunun en seçkin birliklerinden 70 binin üzerinde ek güç  getirmişti. Bunlar ağırlıklı olarak bordo bereliler, özel kuvvet vb. profosenel askerlerden oluşuyordu. Tümü en son teknoloji ürünü silahlarla donatılmıştı. TC kendi güçleri dışında alana yüz binin üzerinde çete yığmıştı. Sayılmayacak kadar çete grubunu sınır hatlarına taşınmıştı. Huras el din, DAİŞ, Nusra, Ahar Şam, Ahrar Şarkiye, Hamza tümeni, Sultan Murat tümeni, İslam ordusu, Türkistan İslam partisi, Uygur Türkleri Mili Ordusu gibi onlarca gruptan oluşan yüz binin üzerinde çete donatılarak cephe hattına getirilmişti. Bunların büyük kısmı Suriye Milli ordusu çatısı altında savaşırken kimileri ayrı bir güç olarak savaşıyordu. Bunların dışında içerde ise önceden sayısı bilinmeyen çete grupları oluşturulmuştu. Bu gruplar birbirinden bağımsız olarak örgütlendirilmişti. Kimi gruplar üç-beş kişiden oluşurken, bazı gruplar ise Tıl Halef, Mebruka, Çelebi, Zirgan vb. yerlerde olduğu gibi yüzlerce kişiden oluşmaktaydı. TC, bu askeri gücü dışında en son model silah ve tekniğini sınır hattına getirmişti. Savaş boyunca onlarca gelişkin savaş uçağı ve silahlı-silahsız keşif uçağını aralıksız kulandı. Cephe hatının içinde beşinci kol görevi üstlenen yüzlerce uyuyan hücre harekete geçirilmişti. Bu gruplar her fırsatta yakıp yıkıyor, bomba yüklü araç patlatıyor, hatta ele geçirdikleri insanları kesiyorlardı. TC kullandığı kimyasaldan daha etkili bir propaganda aygıtını hazırlamıştı. Bu aygıtı en etkili biçimde kulanıyordu. Bu aygıtla kendi toplumunu uyuşturup sürü haline getirirken, karşı cephede özellikle halk arasında yılgınlık, panik ve kaçışı tetiklemek istiyordu. Özet olarak TC Rojava savaşında faşizmin yıldırım savaş stratejisinin tüm ayaklarını mükemel örmüştü. Savaş başlarken TC’nin durumu, hazırlığı, ittifakları ve konumlanması böyleydi.

Ulusalarası güçlerin bölgeye dönük politikaları bilinmektedir. Son savaşta ABD çok özel bir rol oynadı. Alana yansıdığı kadarıyla Rojava’da ABD’nin bütünlüklü bir politikası yoktu. Bir yanda TC ile anlaşan, soykırım için onay veren, destek sunan Trump ve ekibi ve diğer yanda onunla tam zıt duran Pentagon vb.güçler vardı. Trump ve ekibi gizli kapaklı yürüttükleri faaliyetler, uzun vadeli hesapları, TC’ye yol açması dışında, esas yıkıcı hamlelerini sahada yaptılar. Aniden çekileceklerini açıklamaları ve bunu pratikleştirmeleri tam anlamıyla alanı yakma, yıkıma uğratma ve TC’ye açma  hamlesiydi. Bu hamle ile üslerini boşaltarak, başkasının eline geçmemesi gerekçesi ile yakıp yıkarak, hatta bombalayarak alanda büyük bir panik ve kaosu tetiklediler. Bu durum bir yandan alandaki kitlede panik yaratarak, göçü hızlandırdı. Diğer yandan çekilme hareketi ile alanda oluşan kaos Türk istilasına büyük bir ivme kazandırdı. Bu ortamda rejim de pervasızlaştı. iki ayrı cephede büyük yığınak yaptı, yer yer saldırılarda bulundu, içte kargaşa çıkarmaya çalıştı. ABD İki gün boyunca Fırat nehri üzerindeki Karakozak köprüsünü kapatarak rejimin özerk yönetimle yaptığı antlaşma gereği Kobanê sınırına güç göndermesini engelledi. Sahadaki ABD askerleri ise 4 gün boyunca alandan çekilmeyi önce yavaşlatılar, daha sonra ise durdurdular. Bu nedenle yaşananların sorumlusu TC’den çok ABD’dir. Çünkü bu savaşta TC bir aktör değil sadece kullanılan bir piyondur.

Rusya da en az ABD kadar kötü bir rol oynadı. Bir yandan Türkleri kışkırtarak Rojava’ya karşı sopa olarak kulandı. Diğer yandan rejimin şımarmasına, saldırılarda bulunmasına zemin oluşturdu. ABD ile her konuda zıt iken, rejimin özerk yönetimle yaptığı anlaşma gereği sınıra gelecek askerleri Rusya da fiili olarak bir süre engelledi. Bu anlamda çok kötü bir rol oynadı. Daha sonra savaşta denklemin değiştiğini görünce arabuluculuğa soyundu. rejimle özerk yönetim arasında hakem rolünü oynamaya başladı.

AB iç sorunları nedeniyle önemli oranda genel küresel sorunlarda denklem dışıdır. Rojava savaşında da öyle oldu. Fransızların kimi çabaları bu gerçeği değiştirmez. Esas olarak AB, TC’nin kendilerine karşı kullandığı Suriyeli göçmenlerden kurtulmak için soykırım planına onay vermişti. ABD ve Rusya arasındaki planın diğer bir ortağıydı. Daha sonra direniş gelişince bu alana göçmenlerin dönüşü için vereceği finansal desteği iptal ettiğini açıkladı.

Savaş ortamında bir kez daha görüldü ki Kürdistan’daki sömürgeciler hangi ad ve kılıkta olursa olsunlar Kürt halkına reva gördükleri sadece ölümdür. Bu nedenle buldukları ilk fırsatta kürtleri yok etmeye, iradelerini kırmaya girişiyorlar. Kemalistlerin değişmeyecekleri hep söylenen bir gerçekliktir. Bu durum sadece Kemalistlere özgü değil, diğer sömürgecilerin de ortak karekteridir. Suriye rejimi her yönü ile dökülen kurumları ve ordusu ile savaşacak durumda değildir. Çetelerin saldırılarına  karşı bile tutunamıyor. Buna rağmen savaş başlayınca rejim de tüm imkanlarını saldırı için kulandı.

Cephenin en doğusunda Dêrazor'un El Ummer bölgesinde Özerk yönetim güçlerine karşı İran ve Hizbullah milislerinin desteği ile büyük yığınak yaptı, yer yer saldırılarda bulundu. Bu alandaki petrol sahalarını ele geçirmek istedi. Savaş cephesinin en batısında ise Minbiç- Sacur-Um Cilot ve Arima’da askeri yığınak yaptı, yer yer saldırılarda bulundu. İçerde Tıl Hemis, Tıl Koçer, Rakka, Tabka, Hesekê ve Minbiç’te Arap halkını harekete geçirmeye çalıştı. Arap ve Kürtlerin iç içe yaşadığı şehirlerde kargaşa yaratmak istedi. Savaşın ilk günü kimi kültürel kırıntılar karşılığında şehirleri ve kurumları teslim almak istedi. Bu ortamda en dikkat çekici olan ise Başur Kürdistan yönetiminin tavrıdır. Savaş başlayınca KDP Semalka-Derik hattında peşmerge gücü ve ağır silah yığınağı yaptı. Roj peşmergelerini bu alanda topladı. Herhangi bir saldırıda bulunmadı. Fakat büyük ihtimalle saldırmak için QSD cephesinde bozgunun başlamasını bekliyordu. İçerde ENKS grupları aracılığıyla her türden bozgunculuk ve provokasyonu denediler. Kara propagandanın en kirli biçimini yürüttüler. Serekani'deki direniş için bile yoğun olarak PKK yüzünden şehirlerimiz yakılıyor propagandası yaptılar. Alanlarda kitle içinde panik ve kargaşa çıkarmak için ellerinden geleni yaptılar.

"Savaş belirsizlikler alanıdır: harekâtın dayandığı unsurların dörtte üçü kalın bir sis tabakasının ardında saklıdır. Başka her alandan daha çok savaş alanında, gerçeği sezgi ile bulup çıkarmak için ince ve nüfuz edici bir zekâya ihtiyaç vardır. Sürekli çatışmanın içinden tehlikesizce çıkmak istiyorsak, iki niteliğe mutlaka ihtiyacımız olacaktır: bu karanlık içinde bile kendisini gerçeğe ulaştıracak bir zekâ, ve bu soluk ışığın peşinden gidebilecek bir cesaret." Savaş başlarken QSD savaşçılarının temel güçleri bu iki niteliğe, özellile yüksek cesarete sahip olmalarıydı. Hava gücünden ve yüksek teknolojiden yoksun ama cesaret ve akla dayanarak Minbiç’te-Sacur çayından Bexer dağı eteğindeki Derik’e bağlı Zahiriye köyüne kadarki sınır boyunca savunma hattı oluşturmuşlardı. Semalka hattında KDP ağır silah ve büyük bir güç yığdığı için o alana ve Derazor tarafında rejim, İran-Hizbullah yığınak yaptığı için orada da büyük bir güç konumlandırılmıştı. Cephe içinde ise çete grupları ve uyuyan hücrelerin saldırıları artınca, bazı yerlerde kaos yaratmaya, yol kesip yağma ve insan kesmeye başlayınca, ayrıca şehirler, köyler gibi iç bölgelerde, yollarda, kavşaklarda operasyonel güç konumlandırılmıştı. Özet olarak Kürdistanlı savaşçıların konumlanmaları böyleydi. Her savaşta olduğu gibi burada da aynı anda bir çok cephede saldırı altında olmak ve buna denk bir hazırlığın olmaması ciddi bir büyük handikaptı.

İlk gün TC uçaklar, sihalar, top, obüs ve tanklarla tüm sınır hattı boyunca vurdu. Her alanı keşif uçakları ile denetime almaya çalıştı. ABD’nin alandan kaçışı tam bir kaos ortamı yarattı. Türkler bundan faydalanarak saldırılarını yoğunlaştırdı, her yere kesintisiz ateş yağdırmaya başladılar. Buna paralel olarak ajanları aracılığıyla kimi şehirlerde kimyasal kullanacağını yaymaya başladılar. Bunun sonucu kimi yerleşim alanları boşaldı. Bu durumu fırsat bilen içteki çete grupları peşpeşe harekete geçtiler. Sarsıcı ve yıkıcı saldırılar yaptılar. Tüm bu sebeplerden dolayı savaş acımasız, kaotik, yıkıcı bir hal aldı. İkinci günden sonra cephe hatlarına takviyeler yapıldı. İçerde sorunlu bölgeler tamamen kuşatıldı. Çeteler ve uyuyan hücrelere dönük operasyonlar başlatıldı. Bunun sonucu üç ve dördüncü günde savaştaki denklem değişmeye başladı. Ciddi bir öz güven ve kazanma azmi gelişti. Cephelerde başarı haberleri gelmeye başladı. Bu durum Kürdistan’lı savaşçıları zafer için motive ederken, alandaki tüm ulusalarası ve yerel güçleri şaşkına çevirdi. Herkes pozisyonunu yeniden düzenledi. Bunun sonucu rejimle askeri temeli bir anlaşma oldu. Ruslarla belli noktalarda ortaklaşma yaşandı, ABD’liler geri çekilmeyi önce yavaşlattılar, daha sonra durdurdular. İran, KDP ve Avrupa tavır değiştirdi. İsrail, Arabistan, Mısır vb. ülkeler işgale tavır aldılar. Özet olarak Serekani'de bir avuç Kürdistan’lı fedainin kahramanlığı tüm güçlere ve devletlere burada Kürtsüz bir denklemin kurulamayacağını, özgürlük savaşçılarının çelikten iradesinin kırılamayacağını gösterdi, insanlığın vicdanını ayaklandırdı. Direniş gelişince büyük bir zafer ruhu açığa çıktı. Bu durum kararsız kesimlerin yalpalanmasını önledi, göç etme, yılgınlık yaşamayı en aza indirdi. Göçler tersine döndü. TC planının en önemli ayağı Araplar ve diğer halkları özerk yönetime karşı ayaklandırmaktı. Fakat halklar Serekani direnişininde etkisi ile özgürlük hareketinden yana tavır aldılar. Ayaklanma bir yana evlatlarını cephelere yolladılar. Böylelikle soykırım hedefi akamete uğradı. Ateşkes bunun sonucu gündeme geldi. Trump ve Tayyip’i kurtarma amacıyla gündemleştirildi. Bu nedenle kabul edip etmeme konusunda ciddi tartışmalar yürütüldü. İçteki kimi handikaplar ve ulusalarası denklemden dolayı Serekani'den çekilme bir seçenek haline geldi. QSD genel komutanlığının kararı ile çekilme emredildi. Kürdistan’lı savaşçılar günlerdir dişleri ve tırnakları ile korudukları ve al kanları ile sulanmış mevzilerini hüzün ve göz yaşları ile terk ettiler. O günden bu yana savaş ve alanı yeniden özgürleştirme hamlesi sürüyor. Şimdi Eyn İsa-Girê Sipi cephesinde ve Tıl Temir-Serekani arasındaki cephede çatışmalar devam ediyor.

Genel olarak savaşta yaşanan sorunlar ve ortaya çıkan tablo zihniyetle bağlantılıdır. Öz güç olgusunun daha fazla güçlendirilmesi, kendi gücü yerine dıştan beklemenin giderilmesi gerekmektedir. Böyle olunca dış etkilere fazla açık olma, etkilenme, tedbir almama yaşanmaktadır.

Rojava’daki sol sosyalist hareketlerin dünyayı okuma biçimleri ve öngördükleri yönetim tarzları ne olursa olsun savaşa katılımları birer şövalye gibiydi. Başta MLKP olmak üzere sol sosyalist gruplar hem birer şövalye gibi savaştılar, hem de halkların kopmaz kardeşlik bağları oldular.

Sonuç olarak kimi kayıplara pahasında olsa TC’nin en kapsamlı soykırım savaşı boşa çıkarılmıştır. Direniş Vietman’dan bu yana en güçlü ulusalarası etkiyi yaratarak tüm insanlığa mal olmuştur. Bu yönüyle Kürtler siyasi olarak bu savaşı kazanmışlardır. Geriye savaşçısından komutanına, halktan sıradan insanında, sorumlukuk sahibi olanlara kadar her kesin derinlikli bir muhasebe yapması kalıyor. Güçlü, köklü ve sarsıcı bir muhasebe sadece geriden kalan hataları yargılamak için değil, esas olarak geleceği kazanmak, özgür bir ülke yaratmak için gerekli ve zorunludur.

 

Can TOPRAK

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA