Daha Umutlu ve İradeli Olmak
30 Kasım 2019 Cumartesi Saat 09:28
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Atakan Çetin

Bizce 20 Kasım günü HDP Eş Genel Başkanları’nın açıkladığı “Deklarasyonun” bir tek anlamı ve içeriği vardı: Faşizme karşı direnişte umudu ve iradeyi tazelemek, AKP-MHP faşizmine karşı direniş kararlılığını bir kez daha ilan etmek.

Bunun yanına “Erken seçim çağrısının” konmuş olması ise, kuşkusuz geç kalmış bir çağrı ve bir talihsizlik. Çünkü, böyle bir erken seçim çağrısının 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri ardından yapılmış olması gerekirdi. Eğer o zaman yapılsaydı, elbette bir anlamı olur ve politik değer taşırdı. Şimdi AKP-MHP faşizmine karşı direnişi sürdürmekte kararlılığın bir kez daha deklere edildiği bir yer ve zamanda erken seçim çağrısı yapmak, birçok çevrenin de değerlendirdiği gibi, sanki faşizme karşı direniş yöntemi olarak seçim öneriliyor biçiminde bir izlenim yaratıyor. Kuşkusuz bu da direniş kararlılığının etkisini azaltıyor.

Bu da gösteriyor ki, HDP kendi içinde tartışmalı. Hatta bir bakıma kafası karışık bile denebilir. Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğüne karşı yapılacak direniş eylemlerini tartışıp karara ve plana bağlamak için toplanmak gereken bir zamanda yeniden faşizmi ve faşizme karşı direniş kararlılığını tartışmak için toplanmış olması da aslında bunu göstermektedir. Anlaşılmaktadır ki, HDP içinde umutsuz ve kararsız düşen, faşizme karşı direnişin zafer kazanacağına dair inancı azalan anlayış ve tutumlar var. Kuşkusuz bu tür eğilimlere orta sınıf eğilimi, küçük-burjuva anlayış ve tutum deniyor; bir sınıf eğilimi ve ideolojik-siyasi tutum olarak ortaya çıkıyor. Ve elbette bu tür umudu, iradesi, inancı, kararlılığı zayıf pasifist ve teslimiyetçi küçük-burjuva eğilimlerin gelişmesini de özel savaş sisteminin artan baskı ve katliamları körüklüyor. Yani bu durum özel savaş saldırılarının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Bütün bunlar gösteriyor ki, Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün artan baskı ve saldırıları HDP içini ciddi biçimde etkilemiş ve bazılarının umut ve iradesini zayıflatmış. Örneğin “Kayyum” adı altında belediyelerin gasp edilmesi, seçilmiş belediye eş başkanlarının görevden alınarak zindanlara konması böyle bir etki yapmış. Örneğin en küçük bir miting, yürüyüş ve hatta basın açıklamasına bile izin vermeyen AKP-MHP çete baskısı böyle bir sonuca yol açmış. Örneğin parti yöneticilerinin, belediye başkanlarının, aydın ve gazetecilerin tutuklanması, milletvekilleri için yeni tezkerelerin hazırlanması, zindanların doldurulması duygu ve düşünceleri zorlamış. Selahattin Demirtaş ve Abdullah Zeydan olaylarında görüldüğü gibi, mahkemelerde verilen tahliye kararlarının bile uygulanamaması ve tutukluluk durumlarının devam ettirilmesi inanç ve kararlılıkta zayıflık yaratmış. ABD ve Rusya’nın AKP-MHP faşizmine kredi vermesi ve Rojava işgalini onaylaması, faşizmin erken yıkılacağı beklentisi içinde olanların umut ve inançlarını zayıflatmış!

Kuşkusuz bu tür örnekler daha çok sıralanabilir. Çünkü AKP-MHP faşizminin uyguladığı baskı, terör ve katliamın sınırı yoktur. Halkın tüm kesimleri üzerinde uyguladığı baskı ve terörde hiçbir ahlaki ve hukuki kurala bağlı kalmamakta, her türlü vahşi yöntemi uygulamaktan çekinmemektedir. Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün karakteri budur. Çöküşünü bu temelde önleyebilmekte ve ömrünü ancak bu biçimde uzatabilmektedir. Bunun için de faşist özel savaşı sonuna kadar tırmandırmaktadır.

Kısaca, AKP-MHP faşizmi tüm baskı ve saldırıları ömrünü uzatabilmek için ve planlı bir biçimde yapmaktadır. Yani bütün bunların hepsi AKP-MHP faşizminin özel savaş uygulamaları kapsamında yapılmaktadır. Bu tür saldırılar temelinde tüm karşıtlarının umut ve iradelerini kırarak, kadın ve gençleri, işçi ve emekçileri, Kürtleri ve Alevileri umutsuz ve iradesiz hale getirerek pes ettirip ayakta kalma hesaplanmaktadır.

Demek ki bazıları tarafından HDP içine yansıtılmaya çalışılan umutsuzluğun ve iradesizliğin arkasında AKP-MHP faşizminin özel savaşı vardır. Özel savaş esas olarak bir umut ve irade savaşıdır, karşıtlarının umut ve iradesini zayıflatarak kırıp bu temelde başarılı olmayı hedeflemektedir. Söz konusu umut ve irade kırma işinde de dehşet verici baskı ve katliamla birlikte yalan ve demogojiye dayalı psikolojik savaşı kullanmaktadır. Baskı ve terörle karşıtlarının yüreklerine korku salmayı hedeflerken, yalan ve demogojiye dayanan psikolojik savaşla da başarıya inancı zayıflatmak istemektedir. Böylece karşı tarafın pes etmesini sağlayarak sonuç almaya çalışmaktadır.

Dikkat edilirse, AKP-MHP faşizminin genelde tüm topluma ve özel olarak da HDP’ye yönelik uygulamalarının tümü bu kapsamdadır. Bu temelde HDP’nin ve başta kadınlar olmak üzere tüm toplumsal muhalefetin umudu ve iradesi kırılarak AKP-MHP faşizmi ömrünü uzatmak istemektedir. Yani her şey özel savaş kapsamında yaşanmaktadır. Başta Kürtler ve kadınlar olmak üzere tüm Türkiye toplumu derinleştirilmiş bir faşist özel savaş saldırısı altında bulunmaktadır.

HDP’ye yansıyan ve iç tartışmalara yol açtığı anlaşılan şeyin de bu olduğu görülmektedir. AKP-MHP faşist iktidarının erkenden yıkılmasını ve bu temelde iktidara gelmeyi umut eden bazı çevrelerin, mücadelenin uzaması karşısında umut ve iradelerinin zayıflamakta olduğu anlaşılmaktadır. Baskı ve katliamların bazılarını korkuttuğu ve ürküttüğü gözlenmektedir. Bunları açıkça söyleyerek bu temelde çare aramak yerine de, işte HDP tıkandı, sineyi millete çekilelim gibi bazı kavramlarla bu anlayış ve ruh hallerini maskelemeye çalıştıkları görülmektedir.

Tabi bütün bunlar, uzayan ve zorluklar altında geçen mücadele karşısında küçük-burjuva umutsuzluğunun ve irade zayıflığının boy vermesi anlaşılırdır; ancak bu tür anlayış ve ruh halleri asla kabul edilmezdir. Belli ki yürüttüğü tartışmalar içerisinde HDP geneli de bunları kabul etmemiş, bu tür anlayış ve ruh hallerini aşarak yeniden faşizme karşı aktif ve uzun süreli bir direniş kararı almayı başarmıştır. Kuşkusuz bu sonuç küçümsenemez. Bu sonuç hem HDP ve hem de Türkiye’nin demokratik siyasi gelişimi açısından büyük öneme sahiptir. Bu temelde HDP’nin faşizme meydan okuyuşu önemli olmuştur. Şimdi bunun gereklerini yerine getiren somut ve yaratıcı eylem biçimleriyle AKP-MHP faşizmine karşı yeni bir direniş süreci geliştirmek gerekir.

Özel savaş umut ve irade üzerinde yapılan bir savaştır. Türkiye’de yaşananın da derinleştirilmiş bir faşist özel savaş olduğu tartışmasızdır. O halde savaşın sonucunu umut ve irade belirleyecektir. Hiçbir zaman ve hiçbir koşulda umutsuz ve iradesiz duruma düşmemek, faşizme karşı her zaman umudu ve iradeyi geliştirerek direnmek gerekir. Devrimci demokrasinin zaferi buna bağlıdır.

 

Atakan ÇETİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA