Tereddütsüz Ulusal Birlik
20 Ekim 2019 Pazar Saat 05:54
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğini herkes tartışıyor herkes dillendiriyor. Savaşların tahrip edici olduğunu da herkes ifade ediyor. Ne var ki, sürecin hassasiyetleri, tehlikeleri sıklıkla dile getirilse de, söz konusu bu sözleri sarf edenlere gelince çoğu zaman ya iyi niyetten, ya saflıktan yani hüsnü kuruntudan ya da başka nedenlerden dolayı tehlikenin kendileri için değil de başkaları için geçerli olduğu daha fazla düşünülmektedir. Böyle düşünülmese bile pratik duruş buna tekabül etmektedir.

İnsan doğuştan birçok hususa pozitif bakmaya eğilimdir. Saldırının en yoğun olduğu süreçlerde bile insan öyle olmaması gerektiğini, öyle olamayacağına kendisini ikna edebilmektedir. Tuhaf olsa da bu tür naif ve saf yaklaşımlara anlaşılması zor da olsa askeri sahada bile karşılaşılmaktadır. Askerlik en sert yaşam ve duruş biçimi olmasına rağmen gelişmeleri genelde kendi lehine bakma eğilimi sıklıkla görülen bir hastalıktır.

Bu eğilim bizim gibi sürekli ezilmiş, horlanmış, dıştalanmış, baskılanmış hatta işgal edilerek sömürge altına alınmış halkların insanlarında çok daha fazla yaşanmaktadır. Sömürge altına alınmış insanlar yaşadıklarından yola çıkararak aklı selim değerlendirmelerde bulunabilseler genelde sürecin kendileri için çokta iyi olamayacağını görebilme imkanları hep var iken, bunu yapmamaları hep anlaşılmaz kalmıştır. Halbuki bir halkı ya da bir coğrafyayı işgal ederek sömürge altına almak isteyenler, o halkları ve coğrafyaların tüm değerlerine göz diktikleri için son derece planlı bir saldırı gerçekleştirmek için olağanüstü düzeyde çıkarları için kendilerine, analitik zekalarına yüklenebilmektedirler. Öyle ki sömürge altına almak istedikleri insanları ve coğrafyaları öyle derinliğine ele alıyorlar ki, çoğu zaman oralarda yaşayan insanlardan hem insanlarını hem de coğrafyalarını tanıyabiliyorlar.

Özcesi, gözünü birinin toprağına ve kanına döken bir sömürgeci kadar sömürgeciliğin hedefi olanlar kendilerini ele alamıyor ve aynı ciddiyeti gösteremiyorlar. Elbette bunun tarihsel ve toplumsal nedenleri hatta ruhsal nedenleri vardır. Ezilmişlerin ruhsal dünyaları öyle görülüyor ki başka işliyor.

Maalesef biz Kürtler de tarih boyunca hep büyük ve küçük güçlerin işgal saldırılarına hedef ola ola bizler de aynı düşünce yapısı neredeyse egemen olduğu için hep olup bitenleri niyetlerimizle bakıyoruz. Ne var ki niyetlerle bakarken de hep bizim için iyi olabileceğini, iyi olması gerektiğinin duygusundan kendimizi kurtaramıyoruz.

Üçüncü Dünya Savaş gerçekliği esas itibariyle tüm Ortadoğu’nun alt üst oluş gerçekliğidir. Ve bizler de Kürtler olarak Ortadoğu’nun göbeğinde dört devletin sömürgesi statüsünde inim inim inliyoruz. Emperyal güçler kendi sermayelerinin çıkarları için ulus devletlerin yapılarını kerhen yumuşatarak sermayelerinin akışının önünü açmaya çalışırken doğalında bizim gibi devlet olmamış yapıları yedeklemeye çalışacakları açıktır. Bunu yaparken de elbette bizim gibi halklara yaklaşarak hatta kimi zaman bize nasıl dost olduklarını da söyleyebilecekler. Ve ilişkiler doğalında karşılıklı olacağı için bizim gibi haklarla kimi destekleri de olacaktır. Belki kimi zaman bizim gibi halkların önünü de açacaklardır. Bizim gibi halkların ise böyle fırsatları bekledikleri ortadayken, bizim de bu güçlerle ilişkileneceğimiz, bu ön açmalarda yararlanacağımız ise doğası gereğidir.

Dikkat edersek Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğinde emperyal güçler kadar biz de yararlanıyoruz. Söz konusu Kürtler olarak neredeyse dünyanın gündemine girme kadar Ortadoğu’da vazgeçilmez ilişki haline geliyoruz ve belki de gelmişiz. Kimi zaman 21. Yüz yıl Kürt yüz yılı olacak dediğimiz gerçeklik bu oluyor. 20. Yüz yılda yok sayılan Kürtlerin önü açıldığı için 21. Yüz yıla daha büyük bir umut ve moralle giriyoruz. Hiçbir zaman olmadığı kadar Kürtlerle dünya ilişki kuruyor. Öyle ki dünyanın ufak tefek devletlerinden irili birçok gücü bizimle ilişki arıyor ve ilişki de kuruyor. Her yerde Kürt ismi ve renkleri görülmeye başlanıyor. Kürtler birçok filmin, türkünün, şiirin ve kitabın konusu oluyor. Hatta bu çalışmalarıyla ödüller alıyorlar. Kürt kadınları sergiledikleri görkemli direnişleri ile dünyaya örnek gösteriliyor.

Özcesi, Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğinde Kürtler giderek öne çıkıyor ve kazananları gibi görülmeye başlanıyorlar. Ve pratik adımlar böyle seyrettiği içindir ki, Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliği diye tabir edilen gerçekliğin sadece bu yönü görülüyor. Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğinin özü itibariyle kaos olduğu, kaosunun ise alt üst oluş olduğu, alt üst oluşun ise herkes için geçerli olduğunu unutuyoruz. Alt üst oluş süreçlerinde eğer sonuna kadar büyük bir ciddiyet ve duyarlılıkla hatta büyük bir disiplin ile çalışma yürütülmezse, örgütlülük sağlanmazsa bir anda çok büyük kazanmış gibi görülenlerin en büyük kayıp edeceklerini görmek sıklıkla insanlık tarihinde görmüşüzdür. Kaos aralarında ya da kaos süreçlerinde büyük özveri, örgütlülük, disiplin ve dirayet olağanüstü düzeylerde olmak zorundadır.

Bilelim ki Üçüncü Dünya Savaşı esas olarak Ulus Devletleri bu durumda ülkemizi sömürge altına alan dört devleti yumuşatmaya çalışırken bu sömürge devletlerin kolay kolay yumuşamayacakları hatta birleşerek üzerimize gelecekleri gibi tek tek de bizi yenilgilerinin nedeni göstererek üzerimize en acımasız ve sert gelebileceklerini görmemek ya da ona göre tedbir alarak kendimizi örgütlememek, bizim gibi halklar için en büyük trajedilere yol açacağını bilmek gerekiyor.

Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliği kaostur. Kaos ise belirginsizliktir, belirsizliktir. Kimin kime karşı ne zaman hangi satranç hamlesiyle çıkacağı belli olmayan bir süreçtir. Öyle ki sizin yanınızda durmuş gibi duranların çıkarlarını hayata geçirmek için bir saat sonra size karşı durabilecekleri hatta sizi satabilecekleri bir süreçtir. Çünkü bu savaşı başlatanların amacı size yani bizim gibilerin önünü açmak için savaş açmamışlardır. Savaşı açarlarken kendi çıkarları için kullanabileceklerini kullanırlarken, ortaya mücadelenin doğası gereği boşluklar çıkmaktadır. Ve bu boşluklardan bizim yararlanmamız ya da fayda görmemiz kendilerine zarar vermeyecekse, sadece ses çıkartmamalarıdır. Ve elbette bir de kaos ortamlarında en büyük süper hegemon güçte olsalar, her şeye muktedir olmadıkları için boşluklarda mücadele eden güçler yararlanabilmektedirler.

Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğinde olup bitenler bunlardır. Emperyal güçler kendi sermayelerinin önünü açmaya çalışırken bizim gibi kıyıdan köşeden duranlar da yararlanabilmektedirler. Ancak bu sürece ayak direten Ulus Devletler ise bu duruma ya kabul ederek yumuşayacaklar ya da daha da katılaşarak ayak diretmelerini serleştireceklerdir. TC devleti gibi yapıların hem ayak direttikleri hem de diğer yumuşama emareleri gösteren devletleri ayak diretmeleri için uğraştıkları teşvik etmeye çalıştıkları gözle görülmektedir.

Bilelim ki bu başta biz olmak üzere az biraz nefes almaya başlamış olan halklar için büyük tehlike demektir. Ve tehlike her zamankinden kat be kat daha fazladır. Geçmişte Kürt halkını yüz yıl boyunca boyunduruk altında tutmaya çalıştılar. Bunu yaparken TC devletinin, İran’ın ve Saddam rejiminin katliamlarını ve soykırımlarını gördük. Ancak bu kez –özelde TC devletinin- sadece sınırlı düzeyde bir soykırımla yetinmeyecekleri giderek daha fazla netleşmektedir. TC devletinin yaşadığı sıkışıklığı da göz önüne getirildiğinde ortaya çıkan tüm Kürt kazanımlarını hedefleyeceği giderek daha fazla netleşmektedir.

Bu durumda biz Kürtler için önümüzde çok seçenek kalmamaktadır.

Bilelim ki; hem coğrafyamızı birlikte paylaştığımız tüm halklar, inançlar ve renklerle kardeşlik-bacılık temelinde ortaklaşacağız, ancak bunun kadar önemli olan diğer bir seçenek ise hatta tek seçenek ise hiçbir tereddüt belirtisi göstermeden, düşüncelerimiz, ideolojimiz ne olursa olsun tek bir Tereddüt belirtisi göstermeden Ulusal Birlik potasında bir olarak birleşmektir.

Başka da ne bir yol ne de bir çıkış vardır!

 

Kasım ENGİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA