Yaşanan Halk Ayaklanmaları Yeni Bir Dönemin Başlangıcıdır
12 Ocak 2018 Cuma Saat 09:35
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Cemal Şerik

Başuré Kürdistan’ın son 20 yıllık tarihinde üçüncü kez yaşanmakta olan bu ayaklanmanın asıl nedenini de mevcut Güney Kürdistan Bölgesel Yönetiminin istifa etmesi ve demokratikleşme istemleriydi. Aradan fazla geçmeden 2017 yılının son günlerine doğru bu sefer de Rojhılat Kürdistan’ı ve İran kentlerinde halk ayaklanması yaşanmaya başladı. İran resmi devlet radyosunda yapılan açıklamaya göre şu ana kadar 12 kişinin, yerel kaynaklara göre de çok daha fazlasının yaşamını kaybettiği bu ayaklanmanın nedenini de, İran’da mevcut olan yönetimin politikaları, hızla artan yoksulluk, baskılar, savaş karşıtlığı ve demokrasi istemleri oluşturmuştu.

Daha önce de İran’da halk ayaklanmaları yaşanmıştı. Bu ayaklanmaların en sonuncusu olan da 2009’da yaşanmıştı ve adını trafik lambalarında “harekete geç” anlamına gelen  yeşil ışıktan alan bu hareket öncüleri olan; Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrobi tarafından “Yeşil Hareket” olarak adlandırılmış ve reform taleplerinin sınırları dışına çıkmamıştı.

Aradan geçen sekiz yıl sonra Rojhılat Kürdistan’ında ve İran’da halk/halklar yeniden ayağa kalktılar. Ancak bu sefer “Yeşil Hareket” den daha farklı bir şekilde bu yaşanmaya başladı. Daha ilk başta ölümlerin ve yaralanmaların meydana geldiği çatışmalar yaşanmaya başladı. O nedenle de yaşanan halk gösterilerini çok daha fazla dikkatle izlemek gerektiği gibi, önemle de ele almak gerekmektedir. Çünkü bugüne kadar bu coğrafyalarda yaşanan halk gösterileri gerçekleştiği anlarda istenilen sonuçlara dönüşmese de, etkilerini daha sonra göstermekte, yaşanacak olan büyük gösterilerin/ayaklanmaların ve ciddi değişimlerin/dönüşümlerin de habercisi olmak gibi bir özellik taşımaktadırlar.

Başuré Kürdistan’da yaşanan halk ayaklanmasının ardından Rojhılat Kürdistan’ı ve İran kentlerinde yaşanan halk ayaklanmaları da böyle bir özellik taşımaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Şah’ın devrilmesi ve Musaddık’ın iktidara gelme sürecini, yine 1979 İran devrimi öncesi süreçte yaşanan halk hareketleri/gösterileri dikkatli bir şekilde ele alındığında bu gerçeklik çok net bir şekilde görülecektir.

İran rejimi de bunun farkındadır. Onun içindir ki, Şah ile aynı akıbeti paylaşmamak için kendine göre “tedbirler” almaktan geri kalmamakta, şiddeti kullanmakla birlikte, ihtiyatı da elden bırakmamaktadır. İçerisinde bulunduğu koşullar ve yaşadığı zorlanmalarda bunu gerekli kılmaktadır. Denilebilir ki, İran rejimi 1979’lardan bu yana olan tarihi içerisinde en ciddi zorlanmayı yaşamaktadır. Devrimin gerçekleştiği 1979 koşullarında içerisine alındığı kuşatma ve ardından dokuz yıl yaşanan Irak’la süren savaş içerisinde bile bu kadar zorlanmamıştır. O süreçlerde Devrimin sıcaklığı, halkın Şah ve ABD karşıtlığı, Irak’la aralarında olan tarihsel husumetler bunu engellemiştir. Şimdi ise koşullar daha da farklılaşmıştır. Yaşadığı siyasal, toplumsal, ekonomik ve ciddi demokratikleşme sorunlarını perdeleyecek her hangi bir şeyin öne çıkarılması söz konusu olamamaktadır. Öyle anlaşılmamaktadır ki, İran rejimi bugüne kadar ertelediği, gündemi dışına çıkarmaya çalıştığı sorunları artık bundan daha fazla gizleyemez bir hale gelmiştir. Meydanları dolduran halkta ölümlerin /yaralanmalarının olmasına rağmen bunu dile getirmektedir.

İran, bugün Ortadoğu’da yaşanan savaşın devlet sınırları içerisine girmesinden korkmaktadır. Savaşın devlet sınırları içerisine taşınmasını engellemek içinde üç cephede; Irak’ta, Suriye’de ve Yemen’de savaş yürütmektedir. Fiilen Sudi Arabistan ile de bir savaş içerisindedir. Lübnan’da yaşanan sorun ve çelişkilerin bir tarafıdır. Anti-Kürt ittifakı temelinde bir araya geldiği ve zaman zaman da ortaklaşmalar içerisine girdiği TC devleti olan ilişkileri de her an bozulmaya ve karşıtlaşmaya dönüşebilecek bir potansiyel taşımaktadır. Trump’ın ABD’de Başkan seçilmesiyle birlikte, Obama döneminde kurulan ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Tüm bunlar ise, İran rejimini ciddi bir düzeyde zorladığı gibi, altından kalkamayacağı zorlanmalar içerisine girmesine neden olmuştur.

İran rejimi uluslararası ve bölgesel düzeyde böyle bir kuşatma ve zorlanma altında bulunurken, içerde halkın/halkların biriken sorunlara çözüm arayışı ve demokratikleşme istemleriyle de karşı karşıyadır. Bugün gelinen nokta da bu istemler bir patlamaya dönüşmüştür. İran’da halk/halklar “bizim imkanlarımızla, insanlarımızla dışarda yürütülen savaşa karşıyız” demektedir. Son derece demokratik bir şekilde; sıkan, bunaltan baskı yasalarına son verilmesini, basın, ifade ve örgütlenme özgürlüğü istemektedir. Başta Kürtler olmak üzere, Belüciler, Azeriler, Araplar farklı halk olmalarından kaynaklı olarak kimlik hakları talebinde bulunmaktadır.

Gelinen aşama da İran rejimi bu son derece demokratik ve haklı olan talepler karşısında daha fazla sessiz kalamaz bir hale gelmiştir. Ölüm, işkence, zindan ve daha da ağır cezaların korkutuculuğuna rağmen, halk bunları göze alarak, korku duvarını aştığına göre bundan başka bir çaresi de bulunmamaktadır.

Rojhılat Kürdistan’ında ve İran’da halk/halklar tüm bu nedenlerle ayaklanmışlardır. Dışardan farklı güçler, DAİŞ vb.leri, Rojhılet Kürdistan’ın da İran kentlerinde halkın/halkların son derece demokratik ve meşru olan bu istemlerini, sokağa, meydanlara çıkmasını kendileri için bir fırsata dönüştürmek isteyebilirler. Libya ve Suriye’de olduğu gibi Başka ülkelerde bunu denemişler ve bunu askeri bir müdahaleye dönüştürerek, bugün bile hala devam eden savaşlara neden olmuşlardır. İran’da da bunu pek ala deneyebilirler de, hatta daha şimdi de, İran’da Arap nüfusunun yoğun olduğu Ahvaz’da bunu denemişlerdir de.

İran devleti, daha ne kadar, İran halkı ve halklarının son derece haklı ve meşru olan demokratik gösterilerini, taleplerini görmezde gelerek, sırtını çevirecek, ve bunu yaparak ta dış güçlerin, DAİŞ’in kullanabileceği bir ortamın oluşmasına katkı sunacak? Bunu bilemeyiz. Bu mümkün de değil. Çünkü bu İran rejiminin bir sorunu ve onun bileceği bir şey!

Ama burada bilinmesi ve görülmesi gereken bir gerçeklik vardır. O da, 2017 yılının son günlerinde Başuré Kürdistan’da, Rojhilat Kürdistan’ın da ve İran’ın kentlerinde başlayan halk hareketlerinin etkisinin sadece bu ülkelerle sınırlı kalmayacağı ve dalga dalga Ortadoğu’da yayılma potansiyelini içerisinde taşıdığı ve sıranın TC devletine geldiğinin habercisi olma gerçekliğine sahip olduğudur.

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA