T.C. Ulus-devlet Milliyetçiliği = Kürt Düşmanlığıdır 4
22 Aralık 2017 Cuma Saat 09:45
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Hacı Birlik
Bu yapı kendi içinde belli değişim tartışmaları yaşasa da esas olarak 90 yıllık bir başarısızlık hikâyesi olduğu için dem’ini tamamlamıştır desek yeridir. Kuruluşu döneminde belli bir güç takviyesi ve dış destekle sonuç almış olabilir, ama bu tür yapılar tarih sahnesinde hep olamazlar. Çağın gereklerine uyulmadığı müddetçe sadece zor ve baskıyla varlığını sürdürmesinin her zaman için bir ömrü vardır ve bu ömür bir yüzyıl sürmez.

TC’nin kuruluşunda model alınan Fransız devlet modeline 3. Cumhuriyetçilik dönemi denilmekteydi. Şimdi ise 5. Cumhuriyet dönemini yaşıyor Fransa. Yani aradan geçen yüzyıllık süre zarfında öncelikle 2. Dünya savaşında sonra yaptıkları yeni anayasa ile Fransa büyük bir değişim yaşamış ve buna 4. Cumhuriyet dönemi denilmiş, daha sonra 1980’lerde de büyük bir anayasal değişikliğe gidilerek 5. Cumhuriyet diye tanımladıkları sürece giriş yapılmıştır. Şimdi Fransa bu süreci sürdürmektedir. Ama Türkiye hala 150 yıl önceki Fransız 3. Cumhuriyet modelini olduğu gibi sürdürme arayışındadır. Bu model öz olarak “Tek tip yurttaşlığa ve merkezi yönetime dayalı devlet” sistemine dayanır. Bu modelde ısrar varlık olarak Türkiye’nin ortadan kalkmasına yol açmaktadır. Esasında Ulus-devlet milliyetçilerinin “beka sorunu” diye ortaya koydukları sorunun özü bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Yer yer Türkiye’de de kimi yazarlar tarafından 2. Cumhuriyet dönemi benzeri tanımlamalar ve teorik tartışmalar yürütülmektedir. Daha demokratik bir devlet olmaya dönük yaşanan bir tartışma sürecinden bahsetmiyoruz, aksine ulus-devlet milliyetçiliğinde daha da derinleşmiş bir yapıdan bahsetmekteyiz. Bu 2. Cumhuriyetin anayasası da esasında 1980 darbesi sonrası yapılan 1982 anayasasıdır ve şimdiki Türkiye bu anayasanın öncülüğünde yürütülmektedir. 2. Cumhuriyet dönemi diye tanımlanan süreç özü itibariyle dindar Müslümanların sistem içine alınması dönemidir. Bu Necmettin Erbakan üzerinden yürütülen bir operasyondur. Bu operasyonun diğer bir ayağı da İmam Hatip okullarıdır ve bununla dindar nesiller yetiştirilerek devlet içinde yerleşmeleri sağlanmıştır. Yani Fransa’da Cumuriyet’te yaşanan değişimler toplumsal gelişim ve demokratikleşme yönünde olurken Türkiye’de yaşanan değişimler daha çok devleti merkezileştiren ve anti-demokratik yapısını derinleştiren, güçlendiren bir niteliğe sahiptir. Dar kalan ulus-devlet milliyetçiliğine dinci milliyetçilik de eklenerek bu devlet yapısı güçlendirilmek istenmektedir. Esasında bu durum krize davetiye çıkaran yapının karakteri olmaktadır. Bu yapı ve karakterde en ufak bir değişiklik ve hatta talep “düşman-bölücülük” olarak tanımlanmaktadır. Esasında sorun bu zihniyet temelli yapının karakterinden kaynaklanmaktadır.

Şimdi gelinen aşamada RTE-Bahçeli-Perinçek ittifakıyla devlet yeniden ama bu sefer de sözde Cumhurbaşkanlığı sistemiyle eski yapıda kısmi güncellemeler yapılarak sürdürülmek isteniyor. Bu sözde yeni yapı esasında eskinin tekrarından öte bir anlam taşımamaktadır. Ulus-devletçi-dinci-milliyetçi zihniyet ve yapılarla yeni bir ülkenin kurulması mümkün değildir. Kurulsa da şimdi ki gibi çete devleti olmanın ötesine geçemeyecektir. Bu yapı da eninde sonunda yıkılmaya mahkûmdur. Bu yıkılmayı engellemek için giriştiği hiçbir savaşı da kazanamamaktadır.

Koca bir ülkeyi dar bir yapıya bırakacak ne uluslararası bir sistem var, ne de ülke içinde böyle bir uzlaşı veya zorunlu kabul var. Dolayısıyla sadece kaba devlet gücünü elinde tutarak ülkeyi yeniden inşa etmek ve bunu geleceğe taşımak mümkün değildir. Dışarda ve içerde hiçbir ittifak gücü bulunmayan böylesi bir yapının yarını teminat altında olabilir mi? Tabi ki olamaz. Bu durumda esas neden dış veya iç faktörler değil, mevcut yapı ve zihniyetin çağın gereklerine ve mevcut hakikatlere göre olmayışıdır. Bu yapının teşkil ettiği hakikat 19.yy. gerçeğiyle örtüşse de yeni dönemde kendisine yaşam şansı bulması mümkün değildir.

Her geçen gün bu devlet yapısı için işler daha fazla içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Özellikle de yörüngesi belli olmayan iç ve dış politik manevralar her şeyi daha fazla gerginleştirmektedir. Daha fazla gerilim siyasetiyle varlığını sürdüren bir yapı olarak yeni devletin ne kadar bir süre ayakta kalabileceği ise meçhuldür. Dolayısıyla Mevcut ulus-devlet milliyetçiliği ile hem içerde hem de dışarda kabul görmesi ve ayakta kalması mümkün değildir. Tam da bu noktada bir çözüm modeli olarak demokratik ulus gerçeği yeni dünya’ ya ışık tutan bir müjde gibidir. Demokratik ulus modelini de bir sonraki yazımızda değerlendirelim.

 Hacı Birlik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA