Franco’nun Ruhu Yeniden Mi Yeşeriyor
08 Ekim 2017 Pazar Saat 17:22
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin
“Son Faşist Diktatör” Franco faşizmi İspanya’da estirdiği terör  ile halen beleklerdedir. Falanj Partisi'nin totaliter, baskıcı faşist uygulamalarıyla İspanya’daki birçok rengi ezdiği gibi Halk Cephesi’ne karşı estirdiği insanlık dışı uygulamalarıyla da bilinmektedir. Her faşist diktatör gibi milliyetçilik ve dinciliğe sarılarak, tekçi uygulamalarını hayata geçiren Franco, zamanında Baskların ve Katalanların özerkliklerine de son vererek, dillerine de ket vurmuştu. Yine her faşist diktatör gibi Ulus Devlet hastası olan Franco, İspanya’da her türlü farklı rengi bastırarak zapt u rapt altına almıştı. Her karşı sesi ve talebi ise zorla bastırarak ezmeyi esas aldığı ise herkesin malumu.

Franco’nun ölümünden 42 yıl sonra yine İspanya’da Franco vari yöntemlere ve uygulamalara tanık oluyoruz. Katalanlar İspanya ile bugüne kadar olduğu gibi yaşamak istememektedir. Bağımsızlık için referanduma başvurarak, yollarını çizmek istemektedirler. Bu istemlerine saldırarak geri adım attırmayı düşünmek büyük bir gaflettir. Referandum pusulalarını el koyma, meydanlara inenlere saldırma, tek kelimeyle ifade etmek gerekirse, kabul edilemez.

Bizler ulus devleti ideolojik bazda ret ediyoruz. Her türlü devletin son tahlilde baskı ve zulmü getirdiğini savunan ve öyle düşünenlerdeniz. Devletin özelde de ulus devletin kapitalizmin kendisini var edebilmesi için büyük bir tuzağı olduğunu düşünüyoruz. Böyle düşünüyoruz çünkü son iki yüz yılda yüzlerce direniş bu ulus devlet mantığının sakatlığından kaynaklı hep yenilgi ile sonuçlanmıştır. Devletli olamayacağını düşünen reel sosyalist yapıların onca değerli çabalarına rağmen yenilmeleri, onca ulusal kurtuluş hareketinin son tahlilde kapitalist sistemin tuzağına düşmesi derken, devasa sosyal demokrasi mücadelecilerin de aynı kapıya çıkmaları hep devlet aklından vazgeçmemelerinden kaynağını aldığını düşündüğümüzden, devlete sıcak bakmıyoruz.

Bunun için: “Ulus-devlet toplumu doğası gereği demokrasiye kapalıdır. Ulus-devlet ne evrensel ne de yerel bir gerçekliği ifade eder; tersine evrenselin ve yerelin inkârı anlamına gelir. Tektipleştirilmiş toplum vatandaşlığı insanın ölümüdür” diyoruz.

Ancak: “Ulus inşa modellerinin geniş yelpazeli tanımları olsa da, hepsini birleştiren genel bir tanımı da mümkündür; o da ulusun zihniyet, bilinç ve inançla ilgili tanımıdır. Bu durumda ulus ortak zihniyet dünyasını paylaşan insanlar topluluğudur. Bu ulus tanımında dil, din, kültür, pazar, tarih ve siyasi sınırlar belirleyici değil bedensel rol oynarlar. Ulusu esasta bir zihniyet durumu olarak tanımlamak dinamik bir karakter taşır. Devlet ulusunda ortak zihniyete damgasını vuran milliyetçilik iken, demokratik ulusta özgürlük ve dayanışma bilincidir.”  Ve doğası gereği:  “Özgürlük ve dayanışma zihniyetli ulusların bedeni demokratik özerkliktir. Demokratik özerklik esas olarak benzer zihniyeti paylaşan bireyler ve toplulukların kendilerini öz iradeleriyle yönetmeleri”dir.

Biliyoruz ki, ulus devletli yapılar farklı renklere sıcak bakmadıkları gibi çoğu zaman zor ile üzerlerine gitmişlerdir. Bu durumda her halkın kendi çözüm yolunu çizme hakkı doğmaktadır. Ancak bu noktaya gelinmemiş ise, tartışma imkanları halen var ise, demokratik  çözüm modelini esas almak bu bağlamda kendi yolunu bu temelde çizme doğru olandır. Aksisi zarar vericidir. Zararı ise anladığımız biçimde sadece maddi olarak değil, kan akmasına kadar gidebilmektedir.

Belirtelim ki, eğer bir yerde bir toplumu baskı altına alma gerçekleşiyorsa, demokratik yol ve yönteme izin verilmiyorsa orada her toplumun ve topluluğun kendi yolunu çizme hakkı-silahlı mücadele de dahil- doğar. Ancak ifade edildiği gibi eğer bu düzeye gelinmemiş ise, demokratik yol ve yöntemlerden ısrar etmek en doğal olan var olma hakkıdır.

Ne var ki, bugün İspanya’da olup biten bir halkın doğuştan gelen haklarına karşı en sert yöntemlerle baş vurma olsa olsa bize Franco’yu hatırlatır. Franco gibi bir faşiste karşı, ismi Son Faşist Diktatör de olsa, mücadele etme hakkı her hâlükârda doğar. Bu bağlamda Katalanya’da olup bitenleri izlerken, İspanya’nın ulus devlet refleksiyle yaklaşım göstermesi, özü itibariyle her devletin buna ulus devlet de dahildir, anti demokratik olduğunu gösterir.

Dikkat edersek, sözde Avrupa Devlet Hukuku halkların meşru savunma hakkını tanıdığı gibi her halkın kendi kaderini tayin etme hakkını da tanır. Ancak söz konusu bir halkın kendi yolunu çizme söz konusu olduğunda, “Gayri Meşrudur” sözlerinin yanı sıra, “Tanımayız” gibi sözler eksik olmuyorsa, orada Avrupa Birliği’nin ne kadar demokratik olduğu ortaya çıkar. Daha doğrusu ne kadar anti demokrat olduklarını kendileri bizatihi pratikleriyle gözler önüne sermişlerdir.

Halbuki yapılması gerekli olan ilk elden İspanya hükümetinin Franco vari yaklaşımlarını eleştirmektir. Mahkum etmektir. Ardından, Katalanlar eleştirilecekse, eleştirilsin. Kaldı ki Katalanların eleştirilecek bir durumu da yoktur.

Özcesi, İspanya hükümetinin faşizanca yönelimlerini kınarken, Son Faşist Diktatör’ünün ruhunun yeşertilmesine karşı uyanık ve duyarlı olmak her demokrat ve sosyalistin görevi olmalıdır. 

Kasim Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cemal Şerik
Gülnaz Ege
Cudî Şengal
Du gel û du rê

ARAMA