Ortadoğu’nun payitahtı Musul ve kaderi-2-
24 Aralık 2016 Cumartesi Saat 12:37
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Çiçek Kıçi
Resmi ideolojinin kurgulanması

1-            Tarihsel toplumdan dolayısıyla bölgenin kültürel değerlerinden kopmuştur. En başta cumhuriyetin kuruluş yıllarına denk gelen Demokratik Ulus olma deneyimini tasfiye etmiştir.

2-            Anti-Komünisttir. Mustafa Suphilerin Karadeniz de boğdurulması bunun en bariz örneğidir.

3-            Laik ve sekülerist olduğu gibi Anti- Pan –İslamisttir. Devlet fideliğinde beslenen, toplumun iç dinamiklerine dayanmayan bir laisizmi dayatmaktan geri durmamıştır.

4-            Anti- Kürt’tür.

5-            Siyonist İsrail’e doğru gidişte ve İsrail’in bölgenin hegemonya çekirdek gücü olarak kurgulanmasında mihenk taşıdır.  Bölge halklarının toplumsal kültür olarak Yahudiler ve Yahudilikle herhangi bir sorunu yoktur. Ancak Siyonist temelde çekirdek hegemonya güç olarak konumlandırma kaçınılmaz olarak bölge halklarıyla bir çatışmayı doğuracaktır. Dolayısıyla üstü örtük operasyon kaçınılmazdır.

Aslında burada akla gelebilecek sorulardan birisi de Sovyetler Birliğinde ortaya çıkan Ekim Devriminin Anadolu-Mezopotamya kurtuluş hareketiyle neden birleşmemiş olduğu sorusudur. Çünkü Ekim Devrimi aynı yıllarda ulus-devlet çarklarına çekilerek Sovyetleri (Halk Meclislerini) tüketmeye başlamıştır. Bu anlamda vahşi devlet kapitalizmi devreye konulmuştur. Dolayısıyla alternatif bir modernite üretme yeteneği ölümcül bir darbe almıştır. Aynı sebepten Ortadoğu halklarının özgürlük mücadeleleri de geriletilmiştir. Ulus- Devlet anlayışı demokratik ulusa dönüşebilecek olan her oluşumu daha rüşeym halinde boğmak için bitin tedbirleri almaktadır.

Musul ve Kerkük’ün İngiliz idaresine devredilmesi de sıradan bir olay değildir. Kürt halkı üzerindeki inkâr ve imha sisteminin kurumsallaştırılması demek belki dar kalır. Kürdistan’ın parçalanması olayını Kapitalist Hegemonyanın küreselleşmesi olarak görmek gerçeğe daha yakındır. Kürtler açısından ise bu durum inkâr ve imha uygarlığının ulusal ve uluslar arası alanda paylaştırılmasıdır. Bunu döneminde en derinden hissedenler Millet Meclisindeki Kürdistan Mebusları olmuş Musul’un devredilmesini Kürdistan’ın kalbine saplanan bir hançer olarak değerlendirmişlerdir. Kemalistler ise bu inkâr ve imha planını 1923 te Lozan ve 1926 ‘da İngilizlerle yapılan Ankara anlaşmasının altına imza atarak uygulamaya geçirmişlerdir. Nitekim İlker Başbuğ misak-ı milliden bahsederken ne pahasına olursa olsun Kürt halkının Musul’a egemen olmaması gerektiğinin temel devlet politikası olduğunu itiraf etmiştir. Bu devletin temel bakış açısı olmaktadır. Ancak aynı zamanda Kürdistan’da yaşanan soykırım uygulamalarına da ulus – devlet payesi biçmektir.

İşin doğru tarafı Kemalist yönetim bu paylaşımda otokratik cumhuriyeti kalıcılaştırmıştır. Musul’u paylaşım mücadelesinde Kemalist yönetimin ayak diremesi başka bir şeyi ifade etmemektedir. Tek bir mermi dahi atılmadan Musul halkının yüzüstü bırakılması ve güçlerinin Hakkari’ ye çekilmesi Kemalist yönetimin diğer bir oportünist ifadesidir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde her ne kadar 2. Dünya Savaşına resmi olarak katılınılmadığı iddia edilse de aslında fiili olarak Türkiye bu savaşa katılmıştır. 126 bin milis gücü ile Almanların safında yer alarak Sovyetler Birliğine karşı savaşmıştır. Ama ne hikmetse savaşın sonunda yenilenlerin safında yer almamıştır. İngilizlerle yaşanan derin ilişkiler bu sonucun doğmasında büyük etkendir. Öte yanda Sovyetler Birliğinden duyulan korku Türkiye’nin NATO’ya girişinin kapısını aralamıştır. Ancak bunun faturası da Türkiye’nin Kore savaşına sokulması ve Cumhuriyetin oligarşileştirilmesi olarak ödettirilmiştir.

Birinci ve 2. Dünya Savaşlarında yapısal ve işlevsel olarak oldukça hırpalanan İngiltere hegemonyayı ABD’ye devretmek zorunda kalmıştır. Bu bir anglo-sakson devredilişi olduğu kadar sistemin sigortasını elinde tutmaktır.

2. dünya savaşına sonradan dâhil olan ABD dünya dengelerini değiştirmiştir. 2. dünya savaşını bitiren 3 görüşme (Tahran, Yalta, Potsdaam) sonucunda San Remo Konferans kararları geçerliliğini yitirerek dünya yeni kutuplara ayrıştırılmıştır. Ancak bu temelde İsrail’in ilanına gidilebildiği gibi KDP gibi ilkel milliyetçi bir oluşum peydahlanmıştır.

Bu dönemde Kürt aydın ve yurtseveri olan Gazi Muhammed Musul sorununa ‘Kerkük Kürdistan’ın kalbidir’ diyerek eğilmiştir. Ancak güç getirememiştir. Mahabat Kürt Cumhuriyeti kurulduğunda Gazi Muhammet tarafından sarf edilen bu cümle, gerçek Kürt aydın ve yurtseverleriyle, işbirlikçi Kürt aşiret reislerini ayıran bir turnusol kâğıdı özelliği taşımaktadır. Gazi Muhammet idam sehpasındayken Kremlin sarayı kapısında kabul bekleyen anlayış Kürdistanı aşiret malı olarak gören anlayışın ta kendisidir.

Bütün bu gelişmelerden dolayı ABD ‘nin 2. Dünya savaşından sonra Ortadoğu’daki uygulamaları İngiltere’yi aşmak zorundadır.

1-            İran’daki Şah Rıza Monarşisi tahkim edilmiştir. ABD Musaddık ‘ın milli demokratik İran deneyimini karşı-devrime çevirerek bunu gerçekleştirmiştir.

2-            T.C.‘yi NATO’ya katarak oligarşikleştirmiştir. 1924 Anayasası oligarşiyi güncellediği gibi oligarklarına yenilerini de eklemlemiştir.

3-            1948‘de Siyonist Yahudiler Filistin‘de bir İsrail ilanına giderken bölge halklarıyla çatışacaklarını çok iyi bilmektedirler. Suriye ve Irak mandater monarşik yönetimleri Siyonistlerin bu konudaki beklentilerine cevap olabilecek yapıda bulunmadıkları gibi ayrıca bir sorun kaynağına dönüşmektedirler. Bu konuda Siyonizm’in en büyük sorunu bu yönetimlerin pan-islamist anlayışı aşamamalarıdır. Michel Eflaq Lübnanlı Hıristiyan bir Arap ve masondur. BAAS milliyetçiliğinin fikir babasıdır. Arap monarşisinin İsrail karşısında aldığı yenilgiler BAAS milliyetçiliğini ortaya çıkmasına sunulan önemli bir zemin olmuştur. Bu zemin üzerinde Mısır, Irak ve Suriye’ de BAAS milliyetçiliği hızla yayılmıştır. Ordu içerisinde ülke yönetimlerinden rahatsız olan subaylar var olan statüye itiraz ederek darbe gerçekleştirmişlerdir. Mısırda Cemal Abdülnasır, Irakta General Abdülkerim ve Suriye’de Hafız Esad askeri darbe gerçekleştirip devlet yönetimine el koymuşlardır.

ABD’nin İsrail üzerinden Arap dünyasına yaptığı müdahale Arap iktidar sahiplerini İsrail’i tanıyan ve tanımayanlar olarak ikiye bölmüştür. İsrail’in karşısında yer alan Arap BAAS iktidarları Sovyetler Birliğiyle birlikte hareket etmeyi kendi çıkarlarına uygun bulmuşlardır. Zaten o dünya koşullarında başka türlü vücut bulmaları düşünülemez. Ancak BAAS rejimleri açığa çıkan devrimci-demokratik potansiyeli kendi iktidar çarklarında acımasızda eritmişlerdir. Cemal Abdülnasır’ın Kürdistanda geliştirdiği Arap Kemeri projesi Kuzey Kürdistan’da uygulanan resmi ideolojinin Arapça versiyonudur.

Arap dünyasında yaşanan yarılma Arap – İsrail çatışmasını körüklediği gibi İsrail’in savunmasındaki zaafiyetlerini de açığa çıkarmıştır. ABD’nin stratejik müttefikliği İsrail’in savunmasına yetmemektedir. Dolayısıyla Arapları Kuzeyden Türkiye ile birlikte çembere alabilecek bir Kürt oluşumun aciliyeti gündeme girecektir. Zaten İsrail’in kuruluşundan sonra açığa çıkan konjektör bu konuda Kürtler üzerinden bir geliştirilebilecek bir savunma hattı uygun kılmaktaydı. Bu amaca uygun bir Kürt tipolojisi ve anlayışı bulmak hiçte o kadar zor değildi. Bu nedenlerden dolayı beyaz Kürt oluşumuna uygun düşecek bir Kürtlük yaratmak stratejik hedefler bağlamında hayatiyet arz etmekteydi. Bu bağlamda cevap aranması gereken soru şu olmaktadır. Neden KDP ve Barzani ailesi?

a-            Barzani sülalesi Osmanlı arşivlerinde Şeyh Tacettin Barzani’ye kadar dayandırır. Ondan ötesine rastlanmaz. Öteden beri Yahudilerin Zagros dağlarına ve Hakkâri’ye olan ilgileri bilinmektedir. Sürekli katliam (pogrom)  girişimlerine maruz kalmaları kendileri en yakın sığınak arayışlarını yedekte tutmayı beraberinde getirmektedir. Yahudi kültürünün oluşmasında Aryenik kültürün etkili olması bunda belirleyici olmaktadır. Eşkenaz Yahudilerin geçiş hattı Zagroslardır. Yöre halkları bunları Cuhi (yerli) olarak adlandırır.

b-           Barzani aşiretinin örgütlenme biçimi tipik bir Yahudi örgütlenmesidir. YAHUDİLİK BİR SOY DİNİDİR. Barzanicilik de aynı minval üzerinden kendisini sosyal ve siyasal olarak örgütlemiştir.

c-            Barzanilerin Nakşilikleri de değerlendirmeye değer diğer önemli bir konudur. Sözde Şeyh Tacettin Barzani Şemzinan’lı Şeyh Ubeydullah’ın mürididir. Kısa sürede içerisinde müritlikten kendini mehdiliğe terfi ettirdiği gibi tanrı ilan ettiği bile söylenir. Çevresine müritler toplar. Çevresindeki aşiretleri boyunduruğu altına almak için saldırılarda bulunur.  Bunun üzerine Şeyh Ubeydullah Nehri Barzanileri sapkın ilan eder. Yaşanan çatışmalardan sonra Barzaniler İran’a kaçmak zorunda kalırlar. İngilizlerin bölge de devreye girerek, Osmanlı ve İran’a karşı mücadele veren Şeyh Ubeydullah’ı görüşmeye davet edip adice bir komplo ile yakalayıp Osmanlılara teslim etmişlerdir. Artık Barzanilerin önlerinde Şeyh Ubeydullah gibi bir engelde kalmamıştır. Sonuç olarak Barzaniler rakipsiz ve Nakşi halifesi olarak bölgeye tekrar yerleştirilmişlerdir. Tarihte geçen Akre Savaşı aslında bir piyonlar savaşıdır. Bir tarafta Arapları kullanmak suretiyle Akre’nin demografik yapısını değiştirip kendisine bağlamaya çalışan İngiltere diğer yandan bölgede Yahudi çıkarlarının silahşörü olan Barzani aşireti. Çatışmanın Güney Kürdistan’daki Şeyh Mahmut Berzenci’nin Bağdat sürgünde bulunuşu ve Güney Kürtleri adına sahanın boş oluşuna denk gelmesi manidardır. Ancak bu ufak çaplı çatışma ile bir ulusal kahramanlık mitolojisi yaratılmıştır.

d-           Mahabat Cumhuriyetinde yaratılan bu Mustafa Barzani mitolojisi tutmuştur. Nitekim kendisi GenelKurmay Başkanlığına terfi ettirilir. Ancak Güney Kürdistan’a dönmek için kendisini dayatacaktır. 150 bin silahlı peşmergeyi dağıtarak Güney Kürdistan’a tekrar girecektir. Ancak burada tutunma şansı da kalmamıştır. Merkezi Irak hükümeti ile ailelerine dokunulmaması karşılığında silahlı mücadele yürütmeyeceğine dair garanti vererek Sovyetler Birliğine yönelecektir. Acı olan Gazi Muhammed’in yargılamalarında, suçlama gerekçesi olan maddelerden bir tanesi de Barzanilerin Mahabat’a gelişleriyle ilgilidir. Onurlu bir Kürt aydını olan Gazi Muhammed şöyle cevaplamıştır: Burası Kürdistandır! Buraya gelmek her Kürdün hakkıdır.

e-           1958 yılında Irak’ta gerçekleşen Abdülkerim Kasım darbesi iç dayanaklarından yoksundur. Sovyetler ve Eşkenaz Yahudileri devrededir. Barzani Irak’a gönderilir. Dolayısıyla otonomisi tanınır.

f-            Beyaz Kürtlük içinde Kürt bulunmayan Kürtlüktür. Uluslararası hegamonik güçlerin bölge halklarına karşı kullandıkları zoraki bir dayatma aracı olduğu kadar Kürt halkının ulusal demokratik değerlerine karşı oluşan anti –Kürtlüktür.

1968 yılında Abdülkerim Kasım’a karşı darbe yaparak iktidara gelen Saddam BAAS’çılığı Musul’u tamamen Araplaştırma, diğer halkları Musul’dan tamamen göçertme politikası güderek demografik yapıyı değiştirmiştir. Musul’da yeni Arap yerleşkeler oluşturmuştur. Musul-u Cedid (yeni Musul) bu dönemden kalma olduğu gibi Telafer bu dönemin basit bir ürünüdür. Kürt köylerine el konulup ta Filistin’den getirdiği Arapları yerleştirdiği gibi İslamın Sünni mezhebine dayanarak dini ve kültürel farklılıkları ezmeyi hedeflemiştir. Özellikle Ezidi’leri binlerce yıllık otantik yerleşkelerinden çıkararak Musul barajı sularının altında bırakmıştır. Dünyanın buna kayıtsız kalması karşılığında Saddam Hüseyin iktidarı bununla yetinmeyecek ve imparatorluk kurma hayallerine sarılacaktır. Güney Kürdistan boydan boya askeri işgal seferlerine sahne olacaktır. Enfal katliamı güney Kürdistan’da Kimyasal Churchill’in Sılemani’de gerçekleştirdiği katliamı gölgede bırakacaktır. Kissinger sürecinin başlaması ve Cezayir antlaşması sonucunda KDP ve Barzaniler İran’da sığınmacı olarak kalmaya mahkûm edileceklerdir. Taki PKK’nin ulusal ve uluslararası sistemi sarsmasına ve geçersiz kılan mücadelesine kadar bu statüleri böylece kalmıştır.

1979 yılında İran’da patlak veren devrim ve ardından Sovyetler Birliğinin Afganistan’a girişi sonucunda kızıl tehlikeye karşı yeşil kuşak kemeri oluşumlarına gidilmiştir. İran Mollalarının erkenden radikalleşerek sistemden kopuşları Türkiye’de Türk – İslam Sentezini doğurmuştur. Bu dönemde yaşanan İran – Irak savaşı Kürdistan’da büyük acılara neden olduğu gibi Kürt halkının temel kazanımlarına darbe vurmuştur.

Aslında Kürdistan’da devrimin objektif koşulları olmakla birlikte ilkel milliyetçi partilerin tutumları devrim sürecine köstek olmuş ve Kürt halkına büyük acılar yaşatmıştır. Güney Halkının bu partilere karşı beslediği öfke ve inançsızlık araştırılmaya değer bir konudur.

Reel Sosyalizmin yıkılmasıyla beraber ABD’nin Ortadoğu’ya müdahaleleri de hız kazanmıştır.

Kapitalist Modernitenin ahlakı dağıtan yapısı toplumu dağılmanın eşiğine getirmiştir. Toplumsallığı Popüler Kültür ile tamamen bitirdiğini düşünmektedir. Ting –Teng kuruluşlarının verileri bunu yalnızca doğrulamakta kalmamakta aynı zamanda zaferini ilan etmektedir. Ortadoğu’da büyük bir manevi boşluk doğmakta ve PKK hareketi halkların şafağında parlayan yıldız gibi ışıldamaktadır. Sistem boşluk kabul etmez ve tüm yedeklerini sahaya sürmüştür.

1.            Körfez savaşıyla birlikte Güney Kürdistan’a yerleşen Çekiç Güç ve sonrasında gelişen 1992 Güney Savaşı Ortadoğu’da Özgür Kürt’ü marjinalleştirmeyi hedefleyen en azgın saldırılardan birisidir. Yine Kürdistan bilinçli bir temelde hızla yükseltilen bir tarikatlar kuşatmasına maruz bırakılmıştır. 1988’den 1999 yılına kadar 20 bine yakın yurtsever Kürt Hizbul-Kontra tarafından en vahşi yöntemlerle katledildi. Kapitalist sistem yedeğine aldığı siyasal İslamcılığı çoktan devreye koymuştur. PKK Hareketi bölgesel bir güç haline geldikçe radikal İslam da yaygınlaştırıldı. Zaten Reel Sosyalizmin çözülmesi ile birlikte Türk Kontr-Gerillası otonom hüviyetini kazanmıştı. Güney Kürdistan’da ise Siyasal İslamı Ethem Barzani kendi ihalesinde tutacaktı.

2.            Kapitalist Hegemonya tarafındandüşman ilan edilen devletler içerisinde Irak’ın diktatör devlet başkanı Saddam Hüseyin, Kenya’daki CIA merkezinin radikal İslamcı örgütler tarafından patlatılmasının hemen ardından bu örgütlerin varlığına dikkat çekerek bunlarla verilecek bir mücadele üzerinden uzlaşma arayışına girmiştir. 

Kürt Halk Önderliği Rêber Apo’nun Uluslararası Komployla esir alınmasından sonra bir yanıyla Ortadoğu İdeolojik Önderliği’nin etkisinin kırılabileceği hesaplanmıştı. Dolayısıyla Ortadoğu da yaşanan manevi boşluk her geçen gün Sahte İslamcılarla doldurularak tahkim edildi.

AKP’yi klasik T.C. paradigması doğurduğu gibi

DAİŞ’i de Kapitalist Modernite doğurmuştur

ABD’nin 2003’teki Irak Müdahalesi merkezi otoriteyi dağıtırken İlkel Milliyetçilik PKK’nin verdiği Özgürlük ve Demokrasi mücadelesi üzerinden Federe devlet sahibi olmuştur. Sonuç Kürt Halkı üzerindeki resmi ideolojinin yani inkâr ve imha sisteminin kırılmasının resmen tanınması olmuştur. Bir farkla anti-Demokratik KDP Kürt’ünün tanınmasıyla!

Diğer yandan Saddam Hüseyin Radikal İslamcılar üzerinden sistemi dengeleyememiştir. Dolayısıyla radikal İslamcılar Musul’da çığ gibi büyütülmüştür. Saddam gibi acımasız bir diktatörün bile” bunların ne kadar alçak ve cani olduklarını ben biliyorum, eğer ben gidersem bunlarla baş edemezsiniz” dediği rivayet edilir. Saddam’ın oğullarının Musul’da öldürülmeleri BAAS’çı çizgiyi gerilettiği gibi radikal unsurların da zeminini güçlendirmiştir. Artık Musul’da Arap şovenizmi yerini toplumsal karmaşaya ve dinsel fanatizme bırakmıştır. Hemen hemen her Cuma Hutbesi kanlı geçmiştir. Dolayısıyla Musul’un zenginleri ilk elden kapağı Dubai veya Zaxo’ya atmışlardır.

Bölge bilinçli bir temelde insansızlaştırılıyor. Ilısu barajıyla birlikte derin planlamaların olduğu dile getirilmektedir. Bu anlamda 2. İsrail’in eli kulağında!

George W. Bush bir Afganistan ve Irak projesiydi

Barack Obama bir İran ve Suriye projesi oldu

Donald Trump ise bir Musul ve T.C. projesi olmak durumundadır

ABD kaba politik uygulamalarla birlikte Musul’da alan hâkimiyeti kurmak istemektedir. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketini dışarda tutmak istemektedir. Bu konuda Rusya ile anlaşabildikleri de görülmektedir.

Tayyip Erdoğan ve Türk sömürgeciliği Suudi Arabistan, Katar ile birlikte Musul’da bir Sünni Arap – İslam sentezini hâkim kılmak istemektedir. Kürt soykırımı üzerinden geliştirmeye çalıştığı hamleler halkların direniş duvarlarına çarpmaktadır. Bütün bu mücadele zayıfta olsa aslında güç odaklarına zarar vermektedir Bölgede artık Kürtleri hesaba katmadan bir dünya kurmak mümkün gözükmemektedir. Artık Kürtler başlıca aktörlerin arasında yer almaktadır.

İran ise Irak merkezi hükümetine dayanarak Musul’u merkezi hükümetin kontrolüne alarak Şia idaresine bağlamak istemektedir.

Musul için en ideal çözümü Kürt Özgürlük Hareketi ortaya koymaktadır. Rojava Devrimi, Kobani-Şengal Direnişi, Maxmur ve Kerkük Direnişleri bunu fazlasıyla gözler önüne sermiştir.

Dolayısıyla Demokratik Özerk yapılar, Demokratik Ulus ve Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu en acil toplumsal ihtiyaçtır.

Musul üzerine herkesin, her kesimin bir planı vardır. Her kesin planı Musul halkının gözyaşını dindirmiyor aksine Musul’da halkların arasına nifak tohumları ekiyor. Musul’un iyiliğini Türkiye, Suudi ve Katar istemez.

Bu bölgenin kadim halkının kaderi yine bu halkın eliyle olacaktır. Musul özgürleşecekse bunu da Musullular yapacak…

Çiçek Kıçi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cudî Şengal
Du gel û du rê

ARAMA