TC ÖLÜM SAÇAN BİR MİKROBA DÖNÜŞTÜ!
14 Eylül 2016 Çarşamba Saat 10:50
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Emin Zerban
On-beş temmuz darbesiyle Türkiye de yeni bir anti-Kürt cephesi oluşturuldu. Pan Türkler-Jön Türkler yani Kemalistler ile Pan-İslamcılar yani şeriatçılar, Türk İslam Sentezi etrafında, Kürt karşıtlığı üzerinden tekrardan bir araya geldiler. Devleti paylaşarak tüm toplumu yedeklemiş durumdalar. Başlattıkları Kürt avı olanca hızıyla sürüyor. İçeride Kürtlere nefes aldırmazken dışarıda Cerablus, Mimbic yani Rojava’ya yönelik bir işgal harekatı geliştirdiler.  Eğer TC Cerablus, Mimbic işgalinde başarılı olursa ikinci aşamada Afrin ve üçüncü aşamada ise Cızire kantonuna yönelecek. Böylece içeride kaybettiklerini Rojava’da kazanmış olacak!

Zehirli Virüs

TC faşizminin Kürt düşmanlığını anlatmak için mevcut edebiyat, literatür, kavramlar, kuramlar yetmemektedir. Irkçı, şoven, faşist, milliyetçi, düşman, işgalci, işkenceci, tecavüzcü, militarist, sömürgeci, katil, soykırımcı vs. vs. gibi anlatımlar TC’yi tarif etmek için yetersiz kalıyor. Bu tanımlamaların her birinin belli bir çerçevesi ve sınırı var. Bundan dolayı da hiç biri tek başına Kürtlere yönelik uygulamaları tarif edememektedir. Çünkü Kürtlere yapılanlar bütün bunların üstündedir. Belki hepsinin toplamı doğruyu biraz izah edebilir.  TC’yi ifade edebilecek en doğru tarifin “bulaşıcı bir virüs, ölüm saçan bir mikrop” olduğudur. Nefesinin vardığı her yeri zehirliyor. Ayak bastığı her yere ölüm götürüyor. Bu ölümcül mikrop insanlık adına hiçbir değer tanımamaktadır. Öyle bir zihniyet ki sadece Kürtlere değil, insanlığın bütün değerlerine saldırıyor ve bütün insanlığı tehdit eder hale gelmiştir.

TC Saldırıda!

Özellikle kendisini Kürtlerin kökünü kazmaya şartlandıran bu mikrop, “Kürt” denilince başı dönüyor, gözleri kızarıyor, ağızında salyalar akıyor, dengesini yitiriyor, kuduz oluyor, kriz nöbetlerine tutuluyor. “Kürt” kavramına bile tahammülü yok. 90 yıldır Kürt kavramını literatürden silmeye çalışıyor. Yanlışlıkla bile olsa biri “Kürt” deyince  “sözde,” “haşa” demektedir. Kürtler dünyanın herhangi bir yerinde küçücük bir kazanım elde etmeye çalışırlarsa boğanın kırmızı beze saldırması gibi üzerine çullanıyor. Dünyayı ayağa kaldırıyor. Kendisini satıyor, Kürtlerin o küçücük kazanımlarının önüne geçiyor.

Rojava’nın işgali bununla bağlantılıdır. TC nin Cerablus’a karşı geliştirdiği işgal harekatının ne zamana kadar süreceği ve ne kadar alana yayılacağı daha belli değil.  Ama belli olan bir şey var, o da bu işgal harekatının İŞİD e karşı değil, Kürtlere karşı yapıldığıdır. En üst düzeyde bu itiraf edildi-ediliyor. 24 saat boyunca TV kanallarında sistemin borazancıları bunun teorisini ve propagandasını yapmaktadırlar. “Kürtlerin önünü kaldık,” “gerilettik,” “ders verdik,” “günlerini göstereceğiz,” söküp-atacağız,” … Daha bir sürü küfür-hakaret-aşağılama… Bütün bunlar Rojava için ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Sadece Rojava değil, söz-konusu olan Kürtlerin kazanımlarıdır.

TC Tarihinin En Güçsüz Dönemini Yaşıyor

İçte ve dışta bitmiş durumda. Ayakta kalabilmek için kendisini her kese pazarlıyor ve satıyor. Barzani’den yardın diliyor, Esad’ın ayaklarına kapanıyor. Geldiği nokta budur. Sanki “Kartondan kaplan” tarifi TC’nin bugünkü konumu için yapılmışçasına duruyor. Ölümcül yara alan, köşeye sıkıştırılan bir kedinin aslan gibi kükremesi neyi ifade ediyorsa TC nin kükremesi de o anlama geliyor. Zayıflığını kükreyerek gizlemeye çalışıyor ve Kürtleri korkutacağını sanıyor.

HPG Cereblus Ve Azez’e Girmeli, Müdahale Etmeli!

TC “en iyi savunma saldırıdır” mantığıyla saldırıya geçti. Bu akılla Rojava’ya yeni bir savaş cephesi açtı. Rojava ya girdi, YPG ye saldırıyor, Kürtlerin kazanımlarını yok etmeye çalışıyor, HPG’nin çok acil bir şekilde TC ye müdahale etmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Başta Cerablus ve Azez olmak üzere Mare, Bab yani Kobani ve Afrin hattında ki Kürtleri korumalı, sahiplenilmeli ve savunmalıdır. Kobani ve Afrin kantonlarını birleştirilmelidir.   TC’nin bu hatta yönelik işgaline müsaade etmemeli, seyirci kalmamalı ve karşılık vermelidir. Şengal’de olduğu gibi o hatta yerleşmeli ve savaşmalı. HPG açısından bu meşru ve tarihsel bir görevdir.  Bu tarihsel fırsat kaçırılmamalıdır.

Kürtler Mücadeleye Kilitlenmeli!

TC. var gücüyle saldırı pozisyonundadır. Son haftalarda başta İsrail ve Rusya, İran, Suriye, ABD, Barzani gibi güçler ve devletlerle geliştirdiği diplomatik ilişkilerin tümü Kürt düşmanlığı tezi üzerinden geliştirilmiştir. Son günlerde ki gelişmeler bunu fazlasıyla doğrulamaktadır. Durum bu iken, Kürt siyasal dinamiklerinin, bu ortamda barıştan, uzlaşmadan, diyalogdan, sorunun demokratik çözümünden bahsetmeleri çok gerçekçi gözükmüyor. Sözün bittiği bir noktadayız. Sözü bitirenin Kürtler olmadığı çok açıktır. O halde Kürtlerin gündemi, mücadeleyi daha da yükseltelim, olmalıdır. Mücadelede moral-motivasyon önemli. Savaşın kızıştığı, düşmanın saldırdığı bir ortamda barış çağrılarını yapmak halkta farklı beklentiler oluşturur ve mücadele azmini düşürür.  Bu ciddi bir taktiksel hatadır. En ufak bir diyalog zemini, hatta bunun ihtimali bile olursa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan durumu değerlendirir, gereken çağrıları yapar.

Mevcut durumda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan kardeşinin görüşmesi vasıtasıyla haber alınmış olsa da ağırlaştırılmış tecrit devam etmektedir! O halde Kürtlerin gündemi de bu mücadeledir.

Emin Zerban

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cudî Şengal
Du gel û du rê

ARAMA